--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mimar Sinan’ın kafatasını kimler çaldı?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu, geçenlerde Süleymaniye’de düzenlenen “Medeniyetimizin Mimarı Sinan’ı Anlamak” konulu toplantıda yaptığı konuşmasının bir bölümünde, “Sinan’ın kafatası” mevzuuna da girdi ve şöyle dedi: 

“Bu konuda bir inceleme başlatacağız. Mimar Sinan’ın  bedeninin bu mübarek parçasını -kafatası demek bile ağır geliyor- böyle bir barbarlık, böyle bir vahşilik, böyle bir kültür tanımazlık, insana saygısızlık bu topraklarda yaşanmışsa, biz Mimar Sinan’ın huzuruna varamayız. Bu tek parti zihniyetini ve onun getirdiği ırkçı yaklaşımları tarihe gömmedikçe biz Mimar Sinan’ın hakkını veremeyiz. İnşallah bir inceleme başlatacağız. Elimizdeki imkânlarla DNA testleri de dâhil olmak üzere neredeyse Mimar Sinan’ın o mübarek parçasını bedeninin diğer parçaları ile buluşturup, bu kara lekeyi silmek için adım atacağız. O bütün medeniyeti birbirine eklemleyip bize bıraktı, biz onun vücudunu bile koruyamadık. Tarihimizin bu kara sayfası bir şekilde aydınlatılacak. Gereği yapılacak inşallah. Allah bize bu mekânın hakkını vermeyi nasip etsin.”

Bu konuyu çeşitli yönleriyle birkaç kere yazdığımı hatırlıyorum, ama bu münasebetle bir kez daha yazacağım. Belki kafatasının bulunmasına katkı sağlar.

Ülkeyi ırkçılığın götürdüğü 30’lu yıllarda, Atatürk, “mânevî kızı” (şu “manevi kızlar” mevzuunun ayrıca araştırılması gerekiyor) Ayşe Afet’i(“Ayşe”yi hiç kullanmayan Prof. Dr. Afet İnan), eğitim için İsviçre’ye gönderiyor. 

Afet, İsviçreli antropolog Prof. Dr. Eugène Pittard rehberliğinde Cenevre’de doktorasını yaparken, Türklerin vücut ölçülerinin (antropolojik özelliklerinin) iyi araştırılmadığını söyleyip bu konuda bir tez çalışması yapmak istediğini belirtiyor ve Atatürk’ten yardım istiyor. 

Atatürk de “Sıhhiye Vekâleti”ne (Sağlık Bakanlığı) bir talimat geçiyor: Buna göre eski mezarlar açılacak, kafatasları toplanıpistenen adrese gönderilecektir. 

Bu konuda 5 Ağustos 1935 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “hükümet tebliği” hayli ilginçtir. Şöyle buyruluyor: 

“Eski Selçuklu, Danışmendli ve Osmanlı mezarları açılarak kafatasları toplanacak ve Antropoloji Müzesi’ne gönderilecektir… ” (o tarihte böyle bir müze sadece tasavvur olarak vardır, sonra da kurulamamıştır). 

Böylece “kafatası avcılığı” başlıyor! Selçuklu sultanlarının ve Anadolu beylerinin mezarları başta olmak üzere, binlerce mezar açılıyor. İlk plânda 40.000, ikincisinde 60.000 olmak üzere toplam yüz bin (64 bin diyenler de var) civarında kafatası, mezarlarından çıkarılıp istenen kuruma gönderiliyor. 

Afet Hanım bu sayede tezini tamamlıyor. Tamamlanan tez, 1939’da Cenevre’de, “Recherches sur les caractères anthropologiques des populations de la Turquie” (Türkiye Halklarının Antropolojik Özellikleri Üzerine Araştırmalar) ismiyle Fransızca olarak yayınlanıyor.

Memleketi “ırkçılık-kafatasçılık” götürüyor! Kafatası avcılığının gerekçesi de ilginçtir: O günlerde bazı Avrupa gazetelerinde Mimar Sinan’ın Türk olmadığına ilişkin birkaç yazı çıkmıştır. Bunun aksi ispat edilecektir.

Kafatası avcıları, Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nde dünyaya gelen Koca Sinan’ın “Türk” olduğunu ispat etmek için, kabrine dadanıyorlar…

1 Ağustos 1935’te Türk Tarih Tetkik Cemiyeti (Bugünkü Türk Tarih Kurumu) Asbaşkanı Prof. Afet İnan, aynı kurumun üyesi Hasan Cemil Çambel ve Antropolog Şevket Aziz Kansu, Süleymaniye Külliyesi’ne gidip Sinan’ın mezarını açıyorlar.

Konu, “Mimar Sinan türbesinde araştırma” başlığıyla o zamanki Akşam Gazetesi’ne haber oluyor:

“Mimar Sinan türbesinde araştırma… 

“Süleymaniye’de Mimar Sinan türbesinde yeni bir araştırmaya başlanmıştır. 

“Araştırmada itfaiye de çalışmaktadır… Alâkadarlar çok ketum davranmakta ve yalnız tarihî tetkikat yapıldığını öne sürmektedirler… Bu araştırmanın zabıtayı mı, asarı atikayı (eski eserler) mı alâkadar ettiği belli değildir.” 

Diğer gazetelerde de “Dahi San’atkâr’ın kafası mezarından çıkarıldı” başlığıyla yer alıyor.

Bu acı hikâyenin devamı yarına kaldı…

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle