--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Medeniyet

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Beş asır gibi uzun bir süre, üç kıta üzerinde hükümran olan şanlı bir imparatorluğa beşiklik eden bu ülke insanlarının, neden 19. asırdan itibaren bunalıma düştüğünü artık ciddi ciddi tartışmamız lâzım…

Tarafsız bütün ilim adamları, tarihçi ve sosyologlar, birbuçuk asırdır süregelen bunalımların temelinde “medeniyet kavgası”nın yattığını söylüyorlar…

Osmanlı’nın, Batı Medeniyetinin farkına varması, ilk olarak Fransız ihtilâli ile başlar. O zamana kadar, Osmanlı, üstünlük duygusuyla sermesttir. Âlemde bir o vardır, bir de küffar: Daima küçümser küffarı. Ama Batı, Osmanlı’nın zannettiği eski Batı değildir artık. Rönesans’tan itibaren kilisenin skolastik düşüncesini yıkmış, akıl ve ilmin rehberliğinde büyük bir teknik atılım gerçekleştirmiştir. Hatta bir “Teknoloji Medeniyeti” (tabir yerindeyse) inşa etmiştir.

Osmanlı bu durumu fark edince, şaşırır. Fakat henüz haysiyet ve imanına sahiptir. Batı’daki bu gelişmeleri takip etmeye, gerekli gördüklerini ülkesine ithal etmeye karar verir.

Zaman geçer... Zaman içinde Osmanlı’nın hayreti hayranlığa dönüşür. Zaman zaman silkinip kendine gelmeye çalışsa da, ne hikmetse (ama Batı’lı büyük devletlerin çelmelediği açıktır) başarısız olur. Aradaki uçurum gün geçtikçe büyür ve derinleşir.

Bu hal karşısında, zihinler pragmatist çözüm yolları aramaya yönelir. Aydınlarımız “İslâmcılık”, “Türkçülük”, “Batıcılık” arasında bölünür. “Batıya tam teslim olmak lâzım” diyenlerle, “İnançlarımıza dönelim” diyenler, yıllarca kıyasıya vuruşur. 

Cumhuriyetin ilânıyla birlikte, “Batıcılar” kesin zaferlerini ilân ederler: “Türkçü”ler bu zaferi benimseyip pay kapmaya çalışır. “İslâmcı”lar ise “eskici-mürteci-örümcek kafalı” diye damgalanıp “öteki”leştirilir.

Devir artık, bütün örf, âdet ve müesseseleriyle Batı’ya yönelenlerin, bir bakıma kıbleyi değiştirenlerin devridir!

Ezandan selama, alfabeden kılık-kıyafete, takvimden saate, dilden tarihe kadar her şeyimiz değiştirilir: “İslâm Medeniyeti” hor ve hâkir görülürken, “Batı Uygarlığı” alabildiğine yüceltilir.

Emir yüksek yerden gelmiştir: Köklü medeniyetten “montaj medeniyet”e (Bediüzzaman, “mimsiz medeniyet” diyor) geçilecektir!

Ancak, milletlere “medeniyet nakli” yapmak zordur! Hele de toplumun kökleri İslâm’da ise, kökleri Hıristiyanlık’ta olan bir uygarlığı kolay kolay monte edemezsiniz.

“Bir medeniyetin tamamen başka bir medeniyete dönüşmesi mümkün değil” diyor, Danilevski... Hele iki medeniyet arasında derin uçurumlar varsa… Birbirine tamamen yabancı ise... Birbirine zıt kültür temellerine sahipseler...

O zaman gelsin baskı, şiddet, reklâm, propaganda!..

İstiklâl Mahkemeleri, sürgünler, sehpalar!

Devlet terörü eşliğinde, “Allah’ı da sultanla birlikte tahtından indirdik, bizim mâbetlerimiz fabrikalardır” (milletvekiliRefik Ahmet Sevengil) övünmeleri başlar.

“Din yok, milliyet var” (CHP Milletvekili Ruşenî Eşref Barkın tarafından 1926’da yayınlanan bu kitabın kenarında Atatürk’ün “Aferin, alkışlar!” şeklinde özel bir notu var)sloganı atılıp “Türk’ün Yeni Amentü’sü” (Safi imzasıyla yazan Moiz Kohen) yazılır.

Bugün CHP’nin “altı ok”unda simgelenen “altı ilke”, “İman şartı” yerine vazedilir…

Şimdi bunlar çözülüp çöküyor işte: Feryad u figânın ve topyekûn saldırının özet olarak sebebi budur!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle