--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Maddi kalkınma” iyi, ya “manevi kalkınma?”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Sıra söze gelince mangaldaki külleri savurmakta teselli arıyoruz:

Şu kadar havalimanı yaptık!...

Şu kadar köprü yaptık!..

Şu kadar bölünmüş yol yaptık...

Şu kadar savaş gemisi...

Şu kadar akıllı füze...

Şu kadar istihdam...

Şu kadar kredi...

İnsansız hava aracı...

Hidroelektrik santrali...

Yol, su, baraj...

Metro, Marmaray, tünel...

Alt geçit, üst geçit, hızlı tren...

Vesaire vesaire...

Madalyonun “maddi kalkınma”ya ilişkin yüzü hem çok aktif, hem de çok parlak maşallah!..

Peki de bizim madalyonun bir de “manevi kalkınma” boyutu yok muydu?

Açık düşürme niyetiyle değil, sadece derdimden ve merakımdan soruyorum...

İbni Sina kapasitesinde kaç filozof yetiştirdik?..

Sinan kalitesinde kaç mimar yetiştirdik?..

Kâtip Çelebi seviyesinde kaç ilim adamı yetiştirdik?..

Akşemseddin gibi kaç “hoca” yetiştirdik?..

Matrakçı Nasuh gibi kaç zenaatkâr yetiştirdik?..

Fuzuli çapında kaç şair, Nizam-ül Mülk kabiliyetinde kaç eğitimci-siyasetçi, Cevdet Paşa (son zamanlara gelip Cemil Meriç de diyebiliriz aslında) çapında kaç mütefekkir yetiştirdik?..

Koçi Bey gibi kaç analizci bilginimiz var?..

Fatih, Yavuz, Kanuni benzerlerinden geçtik, Sultan II. Abdülhamid kalitesinde kaç politikacıya sahibiz?

Lütfen “Zamanla olur” demesin kimse, hangi “zaman”?..

Zaman geçti, ömür bitti, ideallerimiz fena halde tökezledi: Tüm zamanlar bizim olsa bile, bu kafayla gelinebilecek yer, şimdi bulunduğumuz yerdir.

Milli Eğitim Bakanımız, on üç yıllık iktidardan sonra, “Milli eğitimin yeniden düzenlenmesi”nden söz ediyor...

Duyunca hâlâ heyecanlanabildiğime göre, demek ki, umudumu yitirmemişim...

Ardından daha önce bu konuda verilmiş sözleri hatırlıyorum. Derin bir hüsran yüreğime abanıyor! 

“Bu da diğerleri gibi unutulup gider?” diye endişeleniyorum.

Görüyorum ki, maddi sözlerin hepsi tutuldu, hatta daha fazlası bile yapıldı, ama hâlâ doğru düzgün filozoflardan, Kur’an’ı “asrın idrakine” sunacak mütefekkirlerden, sanatçılardan, yönetmenlerden, senaristlerden, oyunculardan, edebiyatçılardan, tarihçilerden mahrumuz!..

 İktidarın siyasi ayağı sağlam, desteği tam, ancak ilim, irfan ve tefekkürle beslenemezse, topallama kaçınılmaz. Çünkü ilimden, irfandan, felsefeden, sanattan, tarihten, medeniyetten beslenmeyen siyaset uzun soluklu olmaz.

Kısacası siyasete de ilim-irfan lâzım...

Bunlarla kim besleyecek iktidarı?..

Ebette Müslüman münevver...

Oysa iktidara bu konuları servis edecek Müslüman münevverin keyfini bozmaya hiç mi hiç niyeti yok...

O da kendince makam-mevki kovalıyor, o da “ehl-i dünya” gibi “menfaat” avlıyor!..

Bu durumda Türkiye’nin önünde sadece “üç umut kapısı” kalıyor...

Derin ferasetine yıllardır şahit olduğum Sayın Cumhurbaşkanımız...

Kavrama kabiliyetine hayran olduğum Sayın Meclis Başkanımız...

“Hocalık” sıfatını “Başbakanlık” makamının üstünde taşıyan Sayın Başbakanımız...

Gündemlerine “manevi kalkınma”yı da alsınlar ve eksikleri-gedikleri hızla kapatıp artık kültür-medeniyet dünyamızı ihya etsinler.

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle