--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kösem Sultan’ın ana yüreği

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Sultan ya da değil; kadın bir kere anne oldu mu, annelik sıfatı her şeyin önüne geçiverir...

Ne makam, ne mevki, ne para-pul; artık o sadece “anne”dir ve anneliği hem endişe, hem kudret-kuvvet kaynağıdır.

Bunu Mahpeşker Kösem Sultan’ın, Sadrazam Recep Paşa’ya (Topal) hitaben yazdığı mektuplardan anlıyoruz. Mektuplar endişe ve telaş doludur. 11 yaşında atalarının tahtına çıkan oğlu Sultan IV. Murad’ın ana sözü dinlememesinden, başına buyruk yaşamasından, kendine dikkat etmemesinden yakınmaktadır. Şöyle diyor:

“...Eğer ahvallerden (durumlardan) sual olunursa, bi-hamdillahi Tealâ (Allah’a hamdolsun) şimdiki halde canımız tende olub gice ve gündüz Ümmet-i Muhammed’in asude olmasına iştigaldeyüz ve ba’dehu i’lâm olunur ki, Arslanım (oğlu) sabah gider, ahşam gelür. Ben dahi görmem. Sovukdan perhiz itmez (soğuktan sakınmaz), mizacı girü bozulur, hele oğul olmaya beni helâk idiyor; Allah emaneti (oğlumu) buldukça, gendüye nasihat idesuz... Neyleyüm söz tutmaz. Hastaluktan kalkmışdur, sovukda gezer. Bunlar bende akıl komadılar; heman vücudları sağ olsun... Allah ahvalimize muin ola; Arslanım’a andım (söyledim), ben Paşa ile söyleşirim (konuşurum) didi. İki göz, bilürsüz, heman sağlıkda olsun!..” (1629 Ağustosu).

Başka bir mektubundan,oğlunun cirit oyununa heveslenmesinin Valide Sultan’ı müthiş tedirgin ettiğini anlıyoruz. Sadrazam’a At Meydanı’nda (Bugünkü Sultanahmed Meydanı) cirit oyununun yasaklamasını teklif etmiş, fakat sonuç alamamıştır. Bundan şikâyet ediyor:

“Keşke benim sözceğizimi tutup At Meydanı’nda ciridi kaldursanuz oldukça mantıklı idi. Varsunlar Langa’da (Kumkapı cıvarı) oynasunlar. Çünkü benum Arslan (padişah oğlu) nice hevesi hatırına gelur, benum aklum gider. Hele bunu eyi manadır diyen asılsız söyler. 

“Hemen tembih edesuz. Neyleyim şimdiden sonrasında bizim sözümüz anlara (evlatlarına) acı gelür. Hemen dünyada var olsun. Cümlemize lâzım vücududur. 

“Derdim çohtur, kaleme gelmez. Hele kadir olduğunuz kadar (elinizden geldiğince) nasihat lâzımdur. Birin tutmazsa, birin tutar. Heman sağlık olsun.”

Çocuk padişahın avlanmaya merak sarması da Mahpeyker Kösem Sultan’ı çok üzmüş ki, oğlunu gözünün önünden ayırmamak için, kendisi de ava gitmek istediğini söylüyor:

“İnşallahu Tealâ yarın saadetlü Arslanım hareket etmek üzere olur ve biz dahi beraber oluruz, şöyle ma’lum ola...”

Bu mektuplardaki ifadeler o kadar içten ve o kadar bizdendir ki, “Osmanlı’yı batırdı” iftirası atılan Mahpeyker Kösem Sultan’ı “annelik” kimliğiyle de görmek gerektiğini düşündürüyor.

Bu yönüyle baktığınızda, o, evlâdının sağlığını ve menfaatlerini korumak için çırpınan bir anneden başka bir şey göremezsiniz.

Bazı hatalarını belki de bu telâşına bağlamak gerekiyor. Zira IV. Murad küçük yaşlarda padişah olmuş, devlet sorumluluğu “İsmetüha Valide-i Padişah-ı âlem-penah”, yani “Padişah Naibesi” sıfatıyla Kösem Sultan’ın üzerine yıkılmıştır.

Üstelik dönem son derece netameli bir dönemdir: Kösem Sultan bir taraftan dış düşmanlarla cedelleşirken, diğer taraftan Yeniçeri ve Sipahi ağaları tarafından oluşturulan “Paralel Devlet” yapılanmasıyla uğraşmak zorunda kalmıştır.

Ağalar ikide bir isyan edip “kelle” istemekte, nice doğru düzgün devlet adamının katledilmesine ve Osmanlı’nın “adamsız” kalmasına sebep olmaktadırlar.

Bir de hakkında çıkarılan dedikodular var: Güya Valide Sultan, makamları para karşılığı peşkeş çekmektedir. 1649’da yazdığımektubunda da bundan yakınıyor:

“Allah saklasun ne bana akça gerek ne ben möhrü (mühür-makam) satarım. Bu nasıl sözdür? Möhr akça ile virilmez; din u devlet kayırub güzel kim hizmet ederse, ana virilür. Hüda’ya ma’lumdur ki, bu cevabları (dedikoduları) işitdim, ziyade elem çeküb gazaba geldim. Bu cevablardan senin haberin var mıdır? Bilmiş olasun, Tefterdarı (dedikoduyu çıkaran eski yeniçeri Ağası Defterdar Musa Ağa) arayub bulub ele getürdiniz mi? Helbet mukayyed olub ele getürüb muhasebesin görüp şer-i şerife havale idüb bu yana (haber) edesuz, böyle fesad başları bunda durmanın hakkı yokdur...”

Gördüğünüz gibi tarih bilmek yetmiyor, tarihi şahsiyetlerin endişelerini ve karakterlerini de bilmek ve çözmek gerekiyor.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle