Kitap, kütüphane, insan ve kitap fuarları
Profesyonel fuarcıların yanı sıra bir süredir bazı belediyelerin de kitap fuarları düzenlemesi, “fal-ı hayr”dır (İyi alâmet-iyi işaret)...
Bu hayırlı organizasyonlar, kitabı tekrar hayatımızın ayrılmaz parçası yapıyor.
Bu çerçevede, Cuma ve cumartesi günleri Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği kitap fuarındaydım...
Hem iki konferans verdim (sohbet demeyi tercih ediyorum ya ne çare), hem de kitaplarımı imzaladım.
Belediyenin açtığı bilgi evlerine devam eden çocuklarımızın ilgisi harikaydı: Bazıları, üstünde kitabımın kapağı basılı özel tişörtler giymişti. Bayıldım.
Her şey bir yana, ama insanın kitapla bütünleşmesini yakından gözlemlemek son derece keyifli oluyor.
Başta sevgili dostum Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Geçtiğimiz Pazar günü de bir kitap fuarı münasebetiyle Samsun’daydım...
Yeni kitabımın adı olan “Anılarımdaki Türkiye” (Nesil Yayınları) konulu bir de konferans verdim.
Kesintisiz dört saat süreyle de kitaplarımı imzaladım. Öncelikle Samsunlu hemşehrilerime teşekkürler, varolsunlar, sağolsunlar.
Ama en çok hoşuma giden şey, dededen toruna geçen kitaplarım: Üç kuşağın birlikte gelip kitap imzalatmaları, beni müthiş derecede duygulandırıp mutlu ediyor.
Bu arada “Sizi ilk kez dinledim, ilk kez kitabınızı okudum/okuyacağım” diyenlerin sayısı da oldukça fazla...
Türkiye’nin her yerinde, kitap imzalatmak için saatlerce kuyrukta bekleyen dostlarım haklarını hilâl etsinler.
Benim imzama ihtiyaçları olmadığını, gösterdikleri ilginin daha derin anlamlar içerdiğini biliyorum.
Saatlerce bekledikten sonra, “yorulmuşsunuzdur, hakkınızı helâl edin” diye şefkat gösteren teyzeleri ise nasıl anlatacağımı bilemiyorum.
Teşekkürler, dualar. Biz harika bir milletiz. “Kitap okunmuyor, gençler okumuyor” diye umutsuzluk saçanlar, imza günlerime buyursunlar, her yaştan gencin kitapla bütünleşmesini izlesinler. O zaman eminim kanaatleri değişecektir.
Maharet: Keşfetmek ve fark etmektir.
Okumak: Fark etmek, idrak etmek, keşfetmek demektir. Bunlar insanı şükretmeye götürür.
Kitapla aramıza “zihniyet devrimi”, “kültür devrimi”, “dil devrimi”, “alfabe devrimi” gibi nice “devirme”ler girmesine rağmen, çok şükür bunlar zaman içinde aşıldı ve kitapla, kültürle yeniden buluştuk.
Geçmişle bağları kesilen hafızamızı artık kitapla onarıyor, aklımızı kitapla tedavi ediyor, yeniden kütüphanelerle haşir-neşir oluyoruz...
Scilus böyle diyor: “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir.”
Bir Japon Atasözüise,kitabı ilaca benzetiyor: “Kitap ruhun ilacıdır.”
Tarih boyunca kitapla insanın arasındaki muhteşem bağı koparmak için büyük tahribatlar yapıldı, el yazması kitaplar, muhteşem kütüphaneler yakıldı.
Meselâ Cengiz Han, kütüphaneler şehri Buhara ve Semerkand’ı (1220) işgal ettiğinde (“Buhara Yanıyor” ve “Elveda Buhara” ismiyle iki kitapta romanlaştırmıştım, hâlâ Türkiye’nin ne çok okunan kitapları arasında) “Biz asker milletiz kitaba ihtiyacımız yok” diyerek kütüphaneleri yıktırıp yaktırmıştı...
Tarih onu affetmedi. “Zalim” olarak not düştü.
Kütüphaneleri mezarlığa dö nüştürenleri de tarih affetmeyecektir.


