--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Karnemiz kötü

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
14

Meraklı bir ilkokul öğrencisiydim… Babamdan ve çevremden öğrendiklerimi, zaman zaman Başöğretmenime aktarınca, kızardı:

“Onun orasını karıştırma” derdi, susardım. 

Ama bir gün sınıfa girer girmez beni tahtaya kaldırdı ve emretti:

“Türklerin dünyaya dağı­lışını anlat, hani şu büyük göçü…” 

Ders kitaplarında okuduklarıma çocuk masumiyetimi de katarak anlatmaya başladım:

“Orta Asya’da kuraklıktan deniz kurudu... Deniz ku­ruyup verimli topraklar da çoraklaşınca, Türk boyları, ya­ni büyük büyük büyük atalarımız dünyanın dört bucağı­na göç ettiler (Bak harita-5). Gittikleri her yere üstün me­deniyetlerini götürdüler. Biz Anadolu’ya geldik. Kimimiz doğusuna, kimimiz batısına, kimimiz güneyine, kimimiz kuzeyine...”

“Anlaşıldı, devam et...”

“...yerleştik Anadolu’nun. Zamanla aksanımız farklılık­lar gösterdi. Bazı bölgelerde Türkçeden farklı diller türedi. İklim şartlarından dolayı insanlarımızın bir kısmı esmerleşti. Bugün yurdumuzun Doğu ve Güneydoğu bölgelerin­de yoğun olarak yaşayan vatandaşlarımız böyledir. Aslın­da onlar da katıksız Türk’tür.”

“Peki, neden başka isimle anılıyorlar?”

“Çünkü öğretmenim, yaşadıkları bölge çok dağlık. Faz­la kar yağıyor. Kar yağınca her taraf buz oluyor. Bir yer­den bir yere gitmek için buzlara basıyorlar. Buzlar kırılı­yor. Kırılınca kart-kurt diye sesler çıkıyor. Kart-kurt ses­leri zamanla Kürt şeklini alıyor. O bölge halkı da bu isim­le anılıyor.”

“Evet. Ya Avrupalılar?”

“Öğretmenim, bütün Avrupalılar da esasında Türk’tür. Bizimle birlikte Orta Asya’dan göçmüşler. Bir ara yolları Avrupa’ya düşmüş, biz Anadolu’ya yerleşirken, onlar Avrupa’ya yerleşmişler. Renkleri iklim şartlarından değişmiş, zamanla dilleri de değişmiş. Halen dillerinde çok sayıda Türkçe kelime bulunuyor. Bu da bize İngilizcenin, Almancanın, Fransızcanın aslının Türkçe olduğu­nu gösteriyor. Kısacası bütün dünya milletleri Türklerden türemiştir, Başöğretmenim. Bütün diller Türkçeden doğmuştur.”

“Şu halde?..”

“Şu halde, Başöğretmenim, Türkiye Avrupa’nın, Avru­pa Türkiye’nin bir parçasıdır. Böyle olunca da Avrupalı gibi giyinmemiz, Avrupalı gibi yazmamız, Avrupalı gibi yaşamamız, Avrupalı gibi oturup kalkmamız...”

“Uzatma, geç otur yerine!”

Kafamda sorularla boğuşa boğuşa geçer yerime otururdum.

***

Bir gün yine hışımla sınıfa girdi, girer girmez de konuşmaya başladı:

“Dinleyin çocuklar, Sultan Vahdettin (böyle telâffuz ederdi) kendi çıkarı için vatanı sattı.”

“Kaça?” (diyemezdik elbet, süklüm püklüm dinlemeye mecburduk).

Azıcık soluklandıktan sonra devam etti:

“Atatürk’le İnönü olmasalardı, şimdi yabancıların egemenliği altında inim inim inleyecektik.”

Vay canına! Demek iş ciddi. Peki ama bu millet, eline geçen ilk fırsatta neden İsmet İnönü’yü paldır-küldür iktidardan düşürdü? O denli kıymet bilmez bir millet miyiz?

“Onlar tüm tarihimizin en büyük komutanlarıdır çocuklar, iyi belleyin.”

Tamam da bazı tarihi şahsiyetleri övmek için, diğer bazılarına sövmek şart mıydı? Her konuyu böylesine abartmak gerekiyor muydu? 

“Büyük, çok büyük, en en en büyük!..”

Çocuklar karnelerini aldılar: “Eğitim notumuz kırık” diyor, Sayın Cumhurbaşkanımız…

Çünkü yalanlar hâlâ revaçta! 

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle