“Kar Mûsikileri”
Yahya Kemal’in 1927’de Varşova’da yazdığı “Kar Musikileri” başlıklı şiir, yalnızca bir “kar şiiri” değil, aynı zamanda İstanbul’a ve İstanbul’la bütünleşerek yüreğine işlenen tüm vatanına duyduğu hasretin de sesidir...
•
Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu,
Bin yıl sürecek zannedilen, kar sesidir bu...
•
Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı;
Yüzlerce ağızdan koro hâlinde, devamlı...
•
Bir erganun âhengi yayılmakta derinden,
Duydumsa da zevk almadım Slav kederinden...
•
Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor, eski bir plâkta...
•
Birdenbire mes’ûdum, işitmek hevesiyle,
Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle...
•
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık.
•
Eskiden yağmura “rahmet”, kara “hasret” gözüyle bakardık. Batılılaşmayla birlikte girdiğimiz “şükürsüzlük dönemi”nde,yağmuru “sel”, karı “felaket” olarak görmeye alıştık...
Zevk almak şöyle dursun, yapılan yayınların ve telkinlerin etkisiyle, hattâ nefret etmeye bile başladık!
Artık “kar şiiri” yazan kalmadı pek;
“Bak yine kar yağıyor İstanbul’a,
“Soğuktan yanakların solmuş,
“Kardan adama dönmüşsün...
“Burnunda havuç,
“Gözünde kömür olsam diyorum...
“Seni çok seviyorum...” mısraları gibi, bölük pörçük mısralara aşk katıp, karı aşkla bütünleyemiyoruz.
Galiba ilhamımız kurudu: Salt siyaset konuşarak, kavgalar üreterek çoraklaştık...
Mevsim değişiklikleri bile duygularımızı coşturamıyorsa, onları güncel kavgalarda öldürdüğümüzdendir.
Oysa Yahya Kemal, mevsimle insanı, insanla duyguyu ne güzel bütünlemişti:
“Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur,
“Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur...
“Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ;
“Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ!
“Yazdan kalan ne varsa olurken haşir-neşir;
“Günler hazinleşir, geceler uhrevîleşir...
“Teşrinlerin bu hüznü geçer tâ iliklere,
“Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.”
Ya da Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Kar ve Ben” şiirindeki renk-âhenk bütünlüğünde hissettiğimiz hüzünlü ürperişler:
“Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr,
“Söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu;
“Yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?..
“Yağan beyaz bir sükût, bir mahşerdir sanki kar!
•
“Bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine,
“Ruhum gibi pervasız, yoldaşlar da bulundu...
“Ruhum karıştı gitti, bu kar tanelerine;
“Şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine!”


