--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Kandil” değil, “Mübarek Gece”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

“Ramazan Bayramı” yerine “Şeker Bayramı”, “Nur” yerine “ışık”, “Regaib”, “Mirac”, “Berat” ve “Kadir” yerine “kandil”…

Nedir bu şimdi? Mübarek gecelerde “kandil” mi yakıyoruz, yoksa ibadet mi ediyoruz?

Berat Gecesi münasebetiyle bana gelen tebrik mesajlarına baktım baktım da, mübarek gecelerin içinin boşaltılmasına isminden başlandığını düşündüm…

Oysa dilimize yapışan bu “kandil”, Sultan İkinci Selim (1566-1574) zamanında başlatılan ışıklandırma ile ilgilidir. Mübarek gecelerde camilerin ve minarelerin kandillerle aydınlatılmasını emretmişti. Bu uygulama zamanla mübarek gecelere isim oldu, cumhuriyet döneminde ise ısrarla yaygınlaştırıldı.

Aslına bakarsanız, İslâm dünyasında bu iş Onbirinci Yüzyılın ortalarında, Şam’daki Emeviyye Camii’nde kandillerin yakılmasıyla başladı. Bunu “bid’at” sayan âlimlere rağmen, uygulama uzunca bir süre devam etti. 

Selçuklularda Berat geceleri halka tatlı dağıtma geleneği vardı. İbn Kesir (ö. 310/923), bu geleneği Selçuklu Vezir Fahrülmülk’ün başlattığını kaydeder. Bu geleneğin dinle alakası yoktur. Hayır yapma anlayışının bir ürünüdür.

Osmanlılar, diğer mübarek geceler gibi, Berat gecesini de büyük bir coşkuyla kutlarlardı. Camiler renkli fenerlerle donatılır, mahyalara anlamlı sözler yazılır, özellikle selâtin camileri hıncahınç dolardı.

Neyse, esasa gelelim: Sonradan uydurduğumuz “kandil” dışında, Berat Gecesinin, dört adı daha var: “Berae”, “Sakk”, “Rahmet” ve “Mübarek gece”: Kadir gecesi de Kur’an’da “mübarek gece” olarak geçer: “Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir.” (Duhan sûresi, 44/1-4).

Her mübarek gecenin ayrıca kendi özel isimleri var: “Regaib Gecesi”, “Mirac Gecesi”, “Berat Gecesi” ve “Kadir Gecesi” gibi… Hâl böyle iken “Kandil” demek, bir garabettir!

 Peygamber-i Âlişan Efendimiz, mübarek gecelerin ibadetle geçirilmesini ve gündüzünde oruç tutulmasını tavsiye etmiştir: 

Buyurdu ki: “Şaban ayının onbeşinci gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü Yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve ‘Tövbe eden yok mu, tövbesini kabul edeyim! Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim! Şifa isteyen yok mu, şifa vereyim! …Başka isteği olan yok mu, ona da istediğini vereyim’ der.” (İbn Mace, İkâmetü’s-Salât, 191).

Hazret-i Âyşe Validemiz (r.a) anlatıyor:

“Resul–ü Ekrem, Şaban ayının onbeşinci gecesi (berat gecesi) eve geldi, elbisesini çıkardı. ‘Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz?’ diye bana sordu (ibadet için bile eşinden izin alan Peygamber-i Âlişana bakın, bir de hiçbir eylemini eşine danışmayan ümmetine bakın). 

“Evet ey Allah’ın Resulü dedim. Peygamber namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Endişelendim. Elimle yokladım. Elim, ayağının altına dokununca kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede, ‘Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Senden yine Sana iltica ediyorum. Şanın yücedir. Sana yaptığım senayı Senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana lâyık bir surette hamd etmekten âcizim’ diye dua ettiğini işittim. 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle