--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İslâm hukuku açısından şehzade katli

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

İslâm siyaset telâkkisinde, devletin misyonu “İ’lâ-yı Kelimetullah”tır. Bu da İslâmiyetin yayılması anlamına gelmektedir.

Bu misyonu engelleyen her teşebbüsün ve niyetin bertaraf edilmesi, İslam Hukuku açısından meşrudur.

Günümüzde “bizden” bazı isimlerin kavrayamadığı bu gerçeği, Kanuni döneminde Avusturya elçisi olarak İstanbul’da bulunan Busbecq, son derece iyi kavramış, İslâmiyet’in Osmanlı Hanedanı sayesinde ayakta olduğunu, hanedan yıkılırsa dinin de yıkılacağını (Osmanlı sonrasındaki halimiz ortada), bu yüzden din ve devletin selâmetinin evlâttan daha mühim görüldüğünü söylemiştir.

Daha önce yayınlanan yazılarımda, “Şehzade katli, Fatih Kanunnâmesi’ne dayandığı için pozitif hukuka uygundur” demiştim: Dolayısıyla “şeklî hukuk”a göre “meşru” sayılır.

Peki, bu Kanunnâme, Osmanlı hukukuna hâkim olan şer’î esaslara uygun mudur? Buna “hayır” diyenler olduğu gibi, “evet” diyenler de var…

“Hayır” diyenler, “suçsuz ceza olmaz” mantığını öne sürüyorlar, ancak hükümdarın “ceza koyma”, bir fiili, dönem gereği olarak “suç sayma” ve cezalandırma haklarını göz ardı ediyorlar. “Evet” diyenlere gelince: Ayetlerden, hadislerden ve İslâm tarihine geçen bazı uygulamalardan hareket ediyorlar.

Şöyle ki… Adalet üçe ayrılır: Adalet-i Mahza, Adalet-i İzafiye ve Adalet-i Nisbi…

Adalet-i Mahza: Hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmayan adalettir ki, en doğrusu budur… Adalet-i İzafiye: Kişiye, yer ve zamana göre değişebilen, göreceli, değişken adalet… Adalet-i Nisbi: Adalet-i mahzâ’nın uygulanması imkânsız olduğunda, ona göre daha alt derecede olan bir adalet uygulamasıdır.

Şehzade katli konusunda “Adalet-i izafiye” uygulanmıştır. Temel dayanağı da Bakara Suresi’nde geçen, “Fitneye sebep olmak adam öldürmekten beterdir” mealindeki  “El-fitnetü eşeddü mine’l-katl” (191) ve “El-fitnetü ekberü mine’l-katl” (217) ayetleridir. İsyan ve isyan ihtimali bu âyetlerle değerlendirilmiştir.

Hoca Sadeddin Efendi (1599) gibi şeyhülislâmlık yapmış bir hukukçu ve tarihçi âlim bir zat; ayrıca tarihçi Bosnevî Hüseyn Efendi (1644), şehzâde idamlarının bu âyetlere dayandırıldığını açıkça ifade ediyorlar (Tâcü’t-tevârih, İst. 1279, I/124).

Çünkü fitneden kargaşa doğar. Kargaşadan milyonlarca mazlum zarar görür. Hükümetin yanlış icraatlarını düzeltelim ve adaleti tesis edelim derken, daha büyük kötülüklere yol açılır.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında geçen birkaç olay anlatılır ki (Kehf: 74, 80-81), kısaca şöyledir.

Hz. Musa ile Hz. Hızır arkadaş olup birlikte yola çıkarlar. Sahilde yürürken, Hz. Hızır, Hz. Musa’nın itirazlarına aldırmadan, limandaki bir geminin altını deler.

Ardından yolda rastladıkları bir çocuğu öldürür. Vardıkları köyde kimse kendilerine yiyecek içecek vermediği halde, Hz. Hızır, köyün çıkışında gördüğü eski bir duvarı onarır.

Bunlara sürekli itiraz eden Hz. Musa’ya, en sonunda davranışlarının sebebini açıklar: “Gemiyi deldim ki, açık sularda bekleyen ve sağlam gemilere saldırıp içindekilerle birlikte el koyan korsanlar, eski-püskü bir şey zannedip saldırmasınlar. Yani gemiyi ve içindekileri kurtardım. Çocuğu öldürdüm, çünkü anne-babası dindar olan bu çocuk büyüyünce inkârcı bir kâfir olup ailesine eziyet edecekti.

“Gelelim eski duvara: O duvarın altında, iki yetim çocuğa bırakılan altın var. Onarmasam duvar yıkılacak ve altınlar ortaya çıkacaktı. İki yetim çocuk da haklarını alamayacaklardı. Şimdi çocuklar büyüyene kadar sağlam kalacak, çocuklar da böylece hakları olanı alacaklar.”

Bir örnek daha: Adalet konusunda kılı kırk yaran Hazret-i Ömer, fitne ve fesada sebebiyet vermesinden endişe ettiği Nasr bin Haccac’ı henüz suç işlemediği halde Medine’den Basra’ya sürgüne göndermiş; “Senin suçun yok. Ama ileride senin yüzünden burada bir fitne doğarsa, o zaman ben suçlu olurum” demişti (İbn Âbidîn, III/152). Râşid halîfelerin tatbikatı, İslâm hukukunda sayılır.

Fransız düşünür Fernand Grenard’ın da dediği gibi, “Osmanlı Devleti, gücünü devamlılığından alır.”

Yani uzun soluklu oluşunu, hiç bölünmeden yürümesine borçludur.

İzninizle, artık bu konuyu konuşmak da yazmak da istemiyorum.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle