--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İktidarda “başarı” kriterleri değişti

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Rahmetli Başbakan Adnan Menderes’in söylediği iddia edilen bir söz var: “Odun koysam kazanır!”

Yalandır: Çünkü Menderes insanlara tepeden bakan, onları aşağılayan bir insan değildi.

Çok nazik, çok nahif, çok sevecen, çok terbiyeli ve çok mütevazı, üstelik de bir hayli zeki bir insandı. Böyle kaba-saba benzetmeler yapmaya ne terbiyesi, ne tevazuu, ne de zekâsı izin verirdi.  

Bugün AK Parti’ye “algı operasyonu” uygulayanların babaları ve dedeleri Menderes’e de bir algı operasyonu uyguladılar ve böyle dediğine herkesi inandırdılar.

Aslında bu CHP’lilerin propagandasıydı ve üst üste seçim kazanan Menderes’i halkın gözünden düşürme amacıyla ortaya atılmıştı.

Aradan yıllar geçti: Geçen yıllar içinde hiçbir siyasi lider açıktan böyle kaba benzetmeler yapmadı, ama zaman zaman bunu akla getiren tercihler de oldu…

Liderler üst üste seçim kazanmanın getirdiği aşırı özgüvenle, bazen “Kimi aday göstersem seçilir” düşüncesine kapıldılar.

Bu özgüven içinde aday yapıldığı bölgeyi tanımayan, bölge insanının da tanımadığı, tanısa bile sevmediği insanlar aday yapıldı (Örnek: 7 Haziran seçiminde AK Parti’nin bazı Doğu ve Güneydoğu adayları). Tabii kaybeden yine parti oldu, dolayısıyla da lider oldu.

Gerçi “kimi aday göstersem kazanır” anlayışı biraz da seçim sisteminden kaynaklanıyor. Malum: Oy kullanırken, hiç birimiz listede kimlerin olduğuna bakmıyoruz. Bir ambleme mühür basıyoruz. Parti amblemi altında yazılmış adaylar, doğrusuyla yanlışıyla sandığa giriyor. 

En çok da bunun için adayları doğru-düzgün belirlemek gerekiyor. Ki, iki yanlış bir doğruyu götürmesin.

7 Haziran seçimlerinde özellikle AK Parti için biraz böyle olmuştu. Teşkilatın ve halkın tanımadığı bazı adaylar belirlenmişti. Yerel yöneticiler “Merkezin tercihidir” diyerek sineye çektiler, ama şevkle de çalışmadıkları anlaşılıyor. AK Parti teşkilatı ilk zamanların şevkiyle çalışsaydı, sonuç öyle mi olurdu?

Ve parti böyle bir yanlış tercih yapmamış olsaydı, özellikle Doğu ve Güneydoğu illerimizdeki adayları toptan değiştirir miydi? 

Demek oluyor ki, yanlış hesap Doğu’dan döndü…

Neyse: 7 Haziran’da yapılan yanlış, 1 Kasım’da tashih edildi. Üç dönem kuralı gereği seçime sokulmayan deneyimli politikacılara da yeniden seçilme yolu açılınca, bugünkü sonuca ulaşıldı. AK Parti ezici çoğunlukla yeniden tek başına iktidar oldu.

Bazı hatalardan dönülmesi, bir takım yanlışların düzeltilmesi iktidar getirdi, ancak iktidarda “başarı” getirir mi? Günün tartışma konusu budur. 

Gerçi AK Parti’nin geçmişinde çok önemli hizmetler var. Şu kadar havalimanı, şu kadar bölünmüş yol yapmış, Türkiye’yi zenginleştirmiş, IMF borçlarını ödemiş, Boğazı tekrar ve tekrar hem altından hem üstünden geçmiş, terörle kesin sonuç alma mücadelesine girmiş, “özerklik” taleplerinin üzerinden geçmiş, işgal edilen şehirlerimizi geri almış, devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz eden farklı yapıları ayıklama kararlılığını göstermiştir.

Bunlar doğrudur ve büyük başarılardır. Ne var ki, bu doğruları sürdürmekle yurt çapında etkili, kapsamlı ve kalıcı bir sinerji oluşturulamaz. Çünkü bu tür hizmetler artık “rutin” sayılıyor. Bu yüzden önümüzdeki yılların “başarı” kriteri bunlar olmayacak, “insan” olacak: “Doğru insan”… 

Pek çok kişiye ters gelebilir, ama AK Parti “insan yetiştirme” konusunda bir hayli zayıftır! Öyle olmasaydı 13 yıllık iktidarı sonunda “insansızlık”tan yakınıyor olur muyduk?

Meselâ hâlâ ders kitaplarına (özellikle de tarih) ciddi el atılmamıştır. Kifayetli öğretmen yetiştirme konusunda ciddi adımlar atılmamıştır. “Tek adam”lı sistem devam ediyor. “Kişiye özel kanun çıkarılamaz” hükmüne rağmen, “kişiye özel” çıkarılan “Koruma Kanunu” (31 Temmuz 1951 tarihli ve 5816 sayılı) yerli yerinde duruyor. Bu da “özgür” ve “özgün insan” yetiştirmeye engel oluyor.

AK Parti teşkilâtlarının, seçmenin ve bütün milletin farklı, sarsıcı, şaşırtıcı, coşturucu, yenileyici taze bir enerjiye ihtiyacı var. Millete “işte budur!” dedirtecek farklı bir heyecan üflenmesi lâzım… 

Kısacası, “insan” odaklı yeni bir çıkışa ihtiyaç var.

Bir de Ayasofya Camii’nin yeniden Müslümanların ibadetine açılmasına… 1 Kasım sonrası, ülke çapında tüm ampuller yanarken, Ayasofya’nın zifiri karanlık içinde durması, milleti hüsrana sürüklüyor!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle