İki güzel ölüm!
“Niçe niçe kaçarsan da
“Pervâz urup uçarsan da,
“Yidi derya geçersen de,
“Ecel seni bulur bir gün.
(Yunus Emre)
Hepimiz her daim müthiş bir koşturmaca içindeyiz…
Hele de bendeniz: Dur-durak bilmeden o şehir senin bu şehir benim yıllardır gezer dururum.
Bugün tekrar fark ettim ki, ense kökümde ölüm soluk alıyor...
Hepimiz “bir varmış bir yokmuş” masalının parçalarıyız…
Fani ve güçsüzüz…
“Gel” denince hiçbirimiz direnemiyoruz…
Zenginimizle, fakirimizle, meşhurumuz ve meçhulümüzle “gel” emrine itaat ediyoruz…
Mecburen gidiyoruz…
Gidiş biletimiz kesiliyor, “ecel teknesi”ne bindiriliyoruz, o kadar…
Bilet tek taraflı: Sadece gidiş!..
Yahya Kemal’in dediği gibi, bu gidişin dönüşü yok…
“Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
“Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler…”
Hepimiz o dönüşü olmayan gidişin yolcularıyız.
Bu konuda sonsuz eşitiz yani…
Ve gittiğimiz yer, dünya kriterlerinin geçmediği bir yer…
Gittiğimiz yerin kendi kriterleri var: Orada kimse mevkimize, makamımıza, dünyevi gücümüze, paramıza-pulumuza, itibarımıza bakmıyor…
Dünyada “büyük adam” olsanız bile, işe yaramıyor…
Adam kayırma, iltimas, rüşvet de yok…
“Benim kim olduğumu biliyor musunuz?” diye tehdit savuramıyorsun…
Çünkü artık “hiç kimse” değilsin!
Gücün dünyada kaldı…
Makamın dünyada kaldı…
İtibarın dünyada kaldı…
Koltuğun dünyada kaldı…
Paran-pulun dünyada kaldı…
Dikişsiz ve cepsiz bir kefenle sadece bir “kul”sun artık!
“Marka” işe yaramıyor: Kaldı ki, üstündeki kefenin “marka”sı bile yoktur!
Zaman “hesaplaşma” zamanı değil, “hesap sorma” zamanı hiç değil; sadece “hesap verme” zamanıdır!
“Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve her şeyin fevkinde bir endişesi, bir meselesidir.
“Ölüm ya idam-ı ebedîdir; hem o insanı, hem bütün ahbabını ve akaribini asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir bâki âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir. Ve kabir ise, ya karanlıklı bir haps-i münferit ve dipsiz bir kuyudur. Veyahut bu zindan-ı dünyadan bâki ve nuranî bir ziyafetgâh ve bağistana açılan bir kapıdır.” (Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa).
Ölümü saadete dönüştüren ezeliyet sırrını ise yüreğimize Yunus fısıldıyor: İman!
“Ben dervişim diyene bir ün edesim gelir,
“Tanıyuban şimdiden varup yetesim gelir…
“Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir,
“Varıp anın üstüne, evler yapasım gelir…
“Altında gayya vardır, içi nâr ile pürdür,
“Varıp ol gölgelikte, biraz yatasım gelir.”
***
Mehmed Kırkıncı Hoca’mın ardından Said Özdemir ağabeyin vefat haberi gelince, aklımdan bunları geçirdim.
Allah rahmet eylesin.


