--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayat siyasetten ibaret değil!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Bazılarının hiç hoşuna gitmeyecek, ama o cümleyi tekrar kuracağım:

“Hayat siyasetten ibaret değil!”

Hayatın içinde siyasetle birlikte başka şeyler de var. Ama biz yokmuş gibi yapıyoruz ve sürekli siyaset konuşuyoruz.

Kimse “önümüzde seçim var” mazeretine sığınmasın; seçim yokken de böyle yapıyor, sürekli olarak siyaset konuşuyorduk…

Yine bir tarafta durup karşı tarafa salvolar yağdırıyorduk…

Yine dünyamızı iyice daraltıp, kendimize ve çevremize hayatı hapishaneye çeviriyorduk.

Yine belirlenmiş kalıplar içinde düşünüyor, alışkanlıklarımızı aşmayı, beynimize takılmış kelepçeleri kırmayı düşünmüyorduk.

Anladık, “seçim var…”

Anladık, “bu seçim çok önemli…”

Geçen seçimler “önemsiz” miydi peki?..

Onlara da “çok önemli” dememiş miydik?

Ve önemliydiler zaten: Tüm seçimler önemlidir, çünkü her seçim ülkenin geleceğini belirler…

Hatırlayalım: Anayasa referandumunu da çok önemsemiştik…

Çünkü o da çok önemliydi…

Yani “önemsiz” seçim ve referandum olmaz. Önemsiz olsaydı zaten yapılmazdı.

Belki de “önem” sıralamamızı değiştirmemiz gerekiyor…

Meselâ şöyle bir “test” sorusu sorulabilir:

“Hayatınızdaki en önemli şey nedir?”

a) Siyaset; b) Ticaret; c) Aile; d) Okul…

Bu şıklardan hangisini işaretlemek istersiniz? (Hangisini işaretliyorsanız, hayatınızın önceliği odur).

Daha dün bir bugün iki, ama politikacılar sahneye çok gergin girdiler…

Birbirlerine öyle sert ifadelerle sataşmaya başladılar ki, insan düşünmeden yapamıyor: Bu sertleşmenin, restleşmenin sonu nereye varacak?

Konuşuyorlar da, bazı konuşmalar incir çekirdeğini bile doldurmuyor…

Vaatler ise kemikleşmiş taraftarlar dışında kimseye inandırıcı gelmiyor?

Kimse gündelik hayatımıza ilişkin pratik çözümler getirmiyor, oysa biz her gün bazı sorunlarla boğuşuyoruz…

Hatırlatma kabilinden birkaçını sorabilirim:

İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerin trafiği ne olacak böyle?..

Sürekli gökdelen dikmek suretiyle, zaten zayıflamış olan komşuluk ilişkilerimizi tümden bitirerek nereye varacağız?..

Hukukun bile güven vermediği bir ortamda, kardeşlik ilişkilerini tekrar nasıl geliştireceğiz?.. 

Emeklilerin, işçilerin, asgari ücretlilerin geçim sorununu nasıl çözeceğiz?..

Stokçuluk yaparak köşe dönenlerle nasıl başa çıkacağız?.. 

Hayatı biraz daha ucuzlatmanın çaresini nasıl bulacağız?..

Çocuklarımızı tek yanlı eğitimden, yalan-yanlış bilgiden, televizyon, internet ve cep telefonu bağımlılığından nasıl kurtaracağız?..

Hiçbir lider ağzına almıyor, ama vatandaşların çoğunun içinde ukde olup duran Ayasofya’yı ne zaman açacağız?..

Atanamayanların problemini nasıl çözeceğiz?..

Yalan-yanlış bilgilerle dolu okul kitaplarının (özellikle tarihin) yerine ne zaman doğru kitaplar yazıp okutacağız?..

Dövülen, şişlenen, aşağılanan kadını nasıl bir plân çerçevesinde tekrar itibarlı hale getireceğiz?..

Depremi biz de unuttuk, politikacılarımız da unuttu: Ancak bu işin uzmanları “depremin eli kulağında” diye uyarıyor; ne gibi tedbirler alacağız?    

Trafikte zikzak çizilmemesini, gereksiz yerde klâkson çalınmamasını, sinyalsiz şerit değiştirilmemesini, şehrin kirletilmemesini, kamu mallarına zarar verilmemesini, kısaca kurallara uyulmasını nasıl temin edeceğiz?..

Aydınımızı Batı tutkusundan, halkımızı sorumsuzluktan nasıl kurtaracağız?

Bunların ve benzerlerinin her biri ciddi projeler gerektiriyor. Bu konularda da bir şeyler söyleseler, harika olacak. 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle