--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayat güzellikleri keşfetme sanatıdır

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

“Hayat siyasetten, ticaretten, kavgadan, savaştan, krizden ve seçimden ibaret değildir!..” demiştim ya bir yazımda. “Ama öyledir” diyen bir sürü mesaj aldım. 

Bunu söyleyenler de haklı: Zira biz olumsuz telkinler altında büyüyoruz!

En çok duyduğumuz cümleleri hatırlamak ister misiniz?

“Ah kör felek, kimine kürk giydirir, kimine yelek!..”

“Bahtım kara…”

“Kısmetsizin biriyim...”

“Kader gülmeyince gülmüyor işte!..”

“Şansım yok birader!..”

“Altına dokunsam kömüre dönüşüyor!”

Bunun bir sürü de şarkısı var. Biri şöyle: 

“Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime, 

Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime,

Perde-i zulmet (kara perde) çekilmiş korkarım ikbalime,

Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.”

Bir tane daha ister misiniz?

“Kara bahtım kem talihim taşa bassam iz olur,

Başım bir Erciyes dağı, yaz günlerim kış olur…

Ben feleğe neyledim kırdı kanadımı heder eyledi?..

Ağustos’ta suya girsem, balta kesmez buz olur!”

Bunlardan yüzlerce var ve biz genel olarak bu çerçevede hayata bakıyoruz. Oysa hayat aynı zamanda doyumsuz bir güzelliktir.

Güzel taraflarını görebilmek için, galiba önce Peygamberce bakmayı öğrenmemiz gerekiyor:

“Köpek çürümüş, derisi lime lime olmuş, kemikleri ayrılmış, kokuşmuş, ama dişleri hâlâ çok güzel!”

“Dostlarım, dünya bozulmuş, çürümüş, kokuşmuş; ama hayat hâlâ çok güzel!”

Üstelik bu, şükrü çağrıştıran Müslümanca bir yaklaşımdır…

Oysa biz daha ziyade yakınmayı, ağlamayı ve küsmeyi seviyoruz!

Bu yüzden de hem şiirlerimiz, hem şarkılarımız, hem masallarımız, hem hikâyelerimiz, romanlarımız, filmlerimiz, dizilerimiz (hem de hüngür hüngür) ağlıyor...

Hayatımız yakınmalardan, acılardan, isyanlardan ibaret hale geldi; sadece fotoğraf çektirirken gülümsüyoruz (aday fotoğrafları da zaten bu yüzden gülüyor).

Şunu demek istiyorum ki, hayata bakışımıza genelde, “Kara bahtım, kem talihim taşa bassam iz olur” anlayışı hâkim...

Çünkü başarısızlıklarımızı, beceriksizliklerimizi ve çoğu tembelliğimizden kaynaklanan yenilgilerimizi mertçe üstlenme yürekliliğini gösteremiyoruz. 

Bu durumda, geriye kala kala gizli güçler (talih-kısmet-şans-baht gibi) kalıyor. Biz de yenilgilerimizin izahını bunlarla yapıyoruz:

Ayağımıza gelen fırsatları nasıl kaçırdığımızı anlata anlata bitiremiyoruz. Bu durumda hayatımızın büyük bir bölümü pişmanlıklardan, “keşke”lerden oluşuyor.

Pekçoğumuzun “şanssızlık”, “kısmetsizlik” ve “talihsizlik” zannettiğimiz şey, ayağa gelen kısmetlerin değerlendirilememesinden ibarettir…

Ya risk alınmamıştır, korkulmuştur, olumsuz düşüncelerle uzak durulmuştur veya fırsatlar tembelliğe kurban edilmiştir.

“Yaz var kış var, acele ne iş var” sözü bizim dünyamızda en geçerli atasözlerinden sayılıyor.

Yaz var, kış var, ama bu kışın son kış olmayacağını nereden biliyorsunuz?

Bu şansın son şans olmadığını…

Hayatın son kez yüzünüze gülmediğini…

Fırsatın son defa ayağınıza gelmediğini...

Earl Nightingale diyor ki: 

“Başarılı insanla başarısız insan arasındaki en belirgin fark, başarısız insanın yapmadığı her şeyi başarılı insanın yapmasıdır.”

Kısmet tabii ki var: Ama sadece arayanların ayağına gelir.

Ancak hayatı derinden algılayanlar, ayaklarına gelen kısmetleri fark edebilirler.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle