--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Fikir başka fikirlere karşı olmak başka

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Özellikle gençlerden öfke tufanına dönüşmüş bazı mektuplar (mailler vs) alıyorum. Kimisi konuştuğum radyoları beğenmiyor, kimisi yazdığım gazete ve dergileri beğenmiyor, kimisi yazdığım gazetede yazan falancayı beğenmediği için bana çatıyor, kimisi filan kitabımı, kimisi tarzımı, kimisi tavrımı, kimisi bıyığımı, sakalsızlığımı, kıyafetimi beğenmiyor…

Aslına bakarsanız, “Ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum.” (Bu ifade Bediüzzaman hazretlerine ait)

Üstadın bu sözü tam tamına duygularıma tercüman oluyor. Eleştiriler karşısında hissettiklerimi bütünüyle anlatıyor. Yalnızca şu kadarcık bir tarizim olacak ki, eleştirilenin eleştiriden yararlanabilmesi için neden eleştirildiğinin anlatılması lâzım. Böyle bir şey yok. Delikanlı açıyor telefonu, “Ben buna karşıyım” deyiveriyor. Neden karşı olduğunu soruyorsunuz, eleştiri hakkından söz ediyor. Tamam sevgili kardeşim, eleştirmek senin hakkın, ancak izin ver de, eleştirilme sebebini öğrenmek de benim hakkım olsun.

Bir şey daha söylemeliyim: “karşı olma” fiilinin son zamanlarda çok fazla kullanılmaya başladığına şahit oluyorum. Televizyondan fışkıran bu modayı, tıpkı diğerleri gibi, ne sevdim ne de seveceğim. Bir kere “karşı olmak” bir fikir değildir. Görüş değil, inanç değil, fiil değil, fail değildir. Binaenaleyh, birinin “şu düşüncenize karşıyım” demesi, kendi düşüncesini söylememesi halinde hiçbir anlama gelmez, hiçbir şey ifade etmez. Bu yüzden, “filan yazıma karşı” olduklarını söyleyen herkesten istirhamım var: Nedenini açıklasınlar, ben de faydalanayım.

Gerçi kimi zaman bilemediğim, anlayamadığım sebeplerden dolayı bana kızanlara kızmıyorum, mailini cevapsız bıraktığım için küsenlere küsmüyorum, sorumlu olmadığım konulardan bile beni sorumlu tutup (mesela aynı radyoya çıktığım filancanın programlarından) yerden yere vuranlara sert cevaplar vermiyorum.

Biliyorum ki, bu insanlar genç: Gençlik heyecandır, karmaşadır, aceleciliktir, kızgınlıktır, kolaycılıktır, deneyimsizliktir. Gençlikte hayat ya aktır, ya da kara: Değişik renkler yoktur. Bunların sonucu olarak da öfke tufanıdır, gençlik. Gençlikte her girift basit, her muamma kolay, her sır ortadadır! 

Her aksayanı, yaşlıların beceriksizliğine bağlar, ülkenin kendilerine teslim edilmesi halinde, kısa zamanda gül gülistana dönüştüreceklerine yürekten inanırlar. Bu inanç içinde yetişkinlere kızarlar, onları kınarlar, onlara küserler. Ama kendilerine düşeni de bir türlü yapmazlar. Mesela ders çalışmazlar, başarmak için fazla uğraşmazlar, aileye yardımcı olmazlar, sabretmeyi bilmezler. Yaşlıların da bir zamanlar genç olduğunu, bu itibarla gençliği yaşadıklarını ve deneyim kazandıklarını, oysa gençlerin hiçbir zaman yaşlı olmadıklarını, böyle bir deneyimden geçmediklerini daima unuturlar…

Kızmasınlar: Ben sadece hayata ayna tutmaya çalışıyorum!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle