Fetih Yürekli Fatih
Sultan İkinci Mehmed henüz yedi yaşlarında iken hocası Molla Ak Şemseddin kulağına eğildi ve başarının en önemli kuralını fısıldadı: “Hedefini belirle!”
Önce hedef belirlendi: “Kostantiniye mutlaka fethedilecektir! Çünkü bu bir Peygamber-i Âlişan emridir…”
Ak Şemseddin hedef tespitinden sonrasını da söyledi:
“Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yel onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yel ol ki, iklim iklim surların üzerinden geçesun!”
“Hocam, ya şartlar elverişli olmazsa?” diye sordu genç öğrenci...
Ak Şemseddin hiç duraksamadan cevap verdi:
“Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen, Allah’ın rahmeti tecelli eder, rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar olur.”
Ve Sultan İkinci Mehmed, günü gelince, çocuk yaşına bakmadan öncelikle Bizans’ın fethini düşleyip, hazırlıklarını ona göre yapmaya başladı.
Çandarlı Halil Paşa, gencecik padişahın niyetini duyar duymaz telaşlandı. Sadrazamdı. Sadrazam olarak genç Padişah’a yol göstermek gibi bir sorumluluğu vardı. Bu çocuk (Padişah) bir çocukluk edip Bizans’ın üzerine yürümeye kalkarsa, alimallah Osmanlı mülkü pây-mâl olabilir, hatta elden gidebilirdi.
“Ümmet-i Muhammed’i çocuk Padişahın hevesine kurban etmezem! Kelleme mal olsa bile ikaz görevimi yapıp, Padişahı bu maceradan vaz geçireceğim” diyordu.
Niyeti halisti, ama her halis niyet iyi sonuç vermez: Niyetin yanına feraseti de koymak, şartları iyi okumak gerekir.
Bir gün genç Padişah’ın huzuruna çıktı. Selamı bile unutup sordu: “Sen Ümmet-i Muhammed’i hisar (İstanbul surları) önünde telef etmek mi istersün?”
Genç Hünkâr, baba yadigârı Sadrazamının öfkelenmesinin sebebini az-çok tahmin etmişti. Fakat ağzından duymak istiyordu:
“Kangi sebepten ümmet telef olubdur koca Vezirum?”
“Bizans’ı feth itmeğe and virmişsün. Ümmetun telefatine başkaca sebep ne lâzım?”
“Beli, and virdük! Ya biz Bizans’ı, ya Bizans bizi alacak dedük! Bir mahzuru mu var?”
“Elbette!” diye cevap verdi Sadrazam, konuşurken uzunca sakalı titriyordu: “Elbette ki mahzuru var, Bizans’ın fethi bir olmayacak duadır ki, akl-ı selim olmayacak duaya hiç bir vakit amin dimez.”
Sultan İkinci Mehmed gülümsedi: “Kangi duayı kabul edeceğini ancak Hak Tealâ bilür. Biz sadece arzımızı yapar, hükm-i İlâhiye (Allah’ın hükmüne) râm olub (boyun büküp) bekleriz.”
Kalktı, Sadrazamına doğru birkaç küçük adım attı. Gözlerine baktı:
“Her daim dimez misun ki, padişahlar gaza (Allah aşkına savaş) itmek gerektur. Biz dahi bu yolda say (çaba) itmek isteruz. İnşaallah-ü Tealâ fetih mukarrerdur.”
“Nereden belli ki?” diye sordu Çandarlı, sesi hâlâ sertti.
“Doğru, henüz belli değil. Zaten teşebbüs olmadan tahakkuk (gerçekleşme) olmaz. Biz dahi teşebbüs üzereyiz.”
Koca Sadrazamın aklı bu işe bir türlü yatmıyordu. İkna olmamıştı.
“Baban feth edemedi, deden feth edemedi, onlardan öncekiler de fethedememişlerdi; peki sen neyine güveniyorsun? Senden öncekilerden daha dirayetli, daha tecrübeli, daha akıllı mısın?”
Padişah-ı Cihan Sultan İkinci Mehmed Han’ın müthiş cevabı öbür yazıya kaldı…


