--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Eskiden “moral-motivasyon” merkezlerimiz vardı

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
6

Ertuğrul Gazi, oğlu Osman Gazi’yi sık sık Bilecik’teki Şeyh Edebali Tekkesi’ne götürürdü. Küçük Osman, tekke sohbetlerinde Şeyh Edebali’yi can kulağıyla dinlerdi.

Osman Gazi, “insan”nın kıymetini, “vicdan”ın mahiyetini, “ahlâk”ın asaletini, “adâlet”in hikmetini ve “devlet-i ebed müddet” kavramınınanlamını o tekke sohbetlerinde öğrendi. 

Rivayete göre, Osman Gazi’nin dergâhta misafir bulunduğu bir gece, rüyasında Şeyh Edebali›nin göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının âlemi kapladığını, altından nehirlerin aktığını, insanların bu nehirlerden geçtiklerini görmüş…

Sabah olup rüyayı Şeyh’e anlatınca, Şeyh Edebali, “Gördüğün rüya devlet müjdesidir” demiş, “sen, Ertuğrul Gazi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın. Kızım Malhun Hatun ile evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Soyundan nice padişahlar gelecek ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar, Allah nice insanın İslam’a kavuşmasına senin soyunu vesile edecek...”

Osmanlı Devleti işte bu dergâhta doğdu. Devletin büyüme ve gelişme aşamasında da tekkeler, zaviyeler ve dergâhlar önemli roller üstlendiler.

Bu yadırganmamalıdır: Zira tekke ve zaviyeler, bize öğretildiği gibi, “örümcekli kafa üreten” müesseseler değil, insanı ruh ve yürek plânında olgunlaştırıp aydınlık ufuklara açılacak bir kıvama getiren merkezlerdi. 

Olumsuz propagandaların etkisinden kurtulup, “tekke-zaviye gerçeği”ne bakan herkes, bu müthiş olguyu fark edebilir. 

Bu mekânlarda gündüz iş ve eğitimle değerlendirilen zaman, akşam namazı sonrasında fikirle buluşur, yatsı sonrasında ise zikirle kemale ulaşırdı. Şahsi olgunluk arayışı “halâka-i zikir” içinde kitleselleşip, yine bu mekânlarda birlik beraberliğe dönüşürdü.

Hayatın dayatmaları karşısında pes etmek üzere olan insanlar dergâhlardaki ruhani hava sayesinde tazelenir, mücadele gücünü yeniden kazanırdı. 

Çeşitli baskılar, zorluklar, mahrumiyetler yüzünden mukavemeti kırılmış insanlar, “iman” ekseninde âdeta onarılıp hayata döndürülürdü. 

Bu işlevleriyle, tekkeler, kendi dönemlerinin hem “moral-motivasyon merkezleri”, hem de “kâmil insan yetiştirme kurumları”ydı.

“Elif okuduk ötürü/ Pazar eyledik götürü/ Yaradılanı hoş gördük/ Yaradandan ötürü” (Yunus Emre) anlayışı içinde, her inançtan ve milliyetten insana salt “insanlık” açısından yaklaşılır, ihtiyaçları karşılanır, misafir edilir, böylece farklı kültürler arasında iletişim de sağlanırdı.

Tekkeler, ayrıca edebiyat, sanat, özellikle mûsiki ve tarih ocakları idi. İnsanlar hayata karşı güçlenmek ihtiyacı içinde tekkelere koşar, vahiy kaynaklı ahengin zemzeminde ruhlarını yıkar, Allah’a “kul” olup “kullukta kül” olmanın özgürleştirici nefesi altında güçlenirlerdi.

Belge ve bulguların ışığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Osmanlı Devleti’ni kısa sürede inşa edip zirveye taşıyan hamlenin kaynağı tekke ve zaviyelerdir. 

Osman Gazi’nin ruhu ve şuuru, Şeyh Edebali tekkesindeki sohbetlerde kıvamını bulmasaydı, Osmanlı Devleti tarih sahnesine hiç çıkamayabilirdi.

Bu zamanla gelenekselleşti ve geleceğin padişahları (şehzadeler) sancağa çıkarıldıklarında (yani yönetim açısından pratik yapmaları için, anneleri ve hocalarının nezaretinde bir vilayete vali tayin ediklerinde) mutlaka bölgenin en yetkin gönül sultanıyla (tasavvufçular) irtibatı sağlandı: Böylece kafalarıyla birlikte, ruhları da olgunlaştı.

Padişah olmaları halinde büyük bir gücü yönetecek olan şehzadenin, gücünü zulme dönüştürmesi için bu bir zaruretti.

Zira adalet ve şefkatle dengelenmeyen güç hızla zulme dönüşür!

 

Yorumlar

(6)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Necati

22 Ekim 2020 00:01

Yahu millet Mars'a yolculuğa hazırlanıyor bahsettigin şeylere bak. Yildirdin milleti eskiden, eskiden, git eskide yada ne adam. Ebem karıları solladin yeter ya.

Kemal talip

21 Ekim 2020 23:51

Allah razı olsun, inşaallah

Kocayusuf

21 Ekim 2020 14:03

Bugün, "bir ab-ı hayat" daha sundunuz, okuyucuya... Tebrikler, teşekkürler sayın Bahadıroğlu.

Sonra

21 Ekim 2020 12:26

Doğrudur Osmanlı bu saiklerle kuruldu.Adalet ve inanç ön planda idi.Takii Arap denen mahluklarla karşı karşıya gelene kadar.Gaz verdiler ve halende veriyorlar ki.Halife sensin bu dini sen korursun sen yayarsın diye ki bizde gazla çalışan milletiz.Once onların hurafelerini ve nekadar pis adetleri varsa onları ve dinin sapık taraflarını aldık ve bozulduk. Sonra adı Hürrem olan adı paşa olan dönmeleri başımıza bela ettik ve koca bir imparatorluk battı.Bu araptan 100 yıl uzak duralım bu ülke aya gider.Hoca Osmanlıyı neler batırdı dobra dobra yazda bilelim.Ancak sadece doğruları.

Ziyaretçi

21 Ekim 2020 10:48

Şimdi moral ve motivasyon merkeziniz, devlet eliyle beslediğiniz en az 10 bin kişilik,trol oardunuz sayın yazar.Batağa saplandıkça,ser kayalara tosladıkça,hedefleriniz başınıza geçirildikçe,foyalarınız açığa çıktıkça sizlere güllük gülistanlık bir sahte tablo gösteriyorlar.Moreliniz düzeliyor,motivasyonunuz şu meşhur slagonuzla geri geliyor.''Durmak yok,çalmaya ve soymaya devam!''.Sizde bu azim,trollerinize ve yandaşlarına akıttığınız devlet destekli servetler var oldukça moreliniz bozulmaz sayın yazar,Yavuz Bahadıroğlu.

mümin ekiz

21 Ekim 2020 09:07

selamunaleykum hayirli sabahlar yavuz hocam..bugünkü yazınızın alt paragrafında...gücünü zulme dönüştürmesi için bu bir zarurettir ..ri. ..dönüştürme mesi olarak algılayıp o şekilde kendimce düzeltme yaptım. .hayirli günler hocam

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle