Eski politikacılar ve sanatçılar
Sayın Deniz Baykal birden bire meydana çıktı ve yıllar yılı genel başkanlığını yaptığı partisinin yönetimine üst üste bindirmeye başladı…
Özet olarak “CHP iyi yönetilmiyor” diyor ki, haklı…
Öyle ya, “iyi yönetilen” parti iktidar olur. CHP ise bir türlü iktidar olamıyor. Ancak bu kendi genel başkanlığı döneminde de böyleydi. Sayın Baykal’ın başkanlığında kaç seçim kaybettiğini sayamam bile…
Yani “iktidarsızlık” açısından değişen bir şey yok. Genel başkanlar, genel sekreterler, yönetim kademeleri değişse de CHP’nin durumu değişmiyor: Yüzde 20-30 aralığında yüzüp duruyor!
Hâlbuki Sayın Kılıçdaroğlu strateji bile değiştirdi: Uzun zamandır “laiklik de laiklik” diye tutturan yok…
“Ruhani açılım” diye birkaç çarşaflı kadına CHP rozeti takan filan da yok!
Kimse “Dinci-irticacı” diye damgalanıp ordudan atılmıyor!..
“Yeşil sermaye”ye “ambargo” vesaire de konmuyor!
Diyelim ki; CHP dün bu tür dayatmalardan yana tavır koyuyor, millet de oy vermeyerek cezalandırıyordu…
Uzun zamandır böyle şeyler olmadığına göre, CHP’nin yerinde sayması, muhalefet için onca malzeme olmasına rağmen, hâlâ oy alamaması ilginç değil mi?
Bence Sayın Baykal, “Ben başında bulunsaydım CHP iktidara gelirdi” anlamında konuşacağına, kendisi başında iken neden CHP’nin tek seçim dahi kazanamadığını düşünmeli…
Kendisine de, partisine de daha faydalı olur.
•••
Eski politikacıların aykırı konuşmalarından alınmadan önce, bir düşünün bakalım: Bir kere şöhrete ulaştıktan, her sabah gazetelerde kendini okumaya, kendi fotoğrafını görmeye, ekranlarda kendini seyretmeye alıştıktan sonra, köşeye çekilip oturmak ve unutulmaya razı olmak kolay mıdır?..
Siz olsanız bunu gönül rızasıyla kabullenebilir misiniz?..
Şöhretini yitirmiş eski mankenler neden şarkıcılığa başlıyor sanıyorsunuz?..
Eski dansözler neden oyunculuğa soyunuyor?..
Eski şöhretler neden Survivor’a katılıp perişan olmayı göze alıyorlar?
Bütün bunlar bir şekilde kendilerinden bahsettirmek, tekrar gündeme gelmek, eski popülaritesini yakalamak için değil mi?..
Meselâ hiç taraftarı kalmamasına rağmen, AK Parti’nin kurucularından eski Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener, ulusalcı kanallarda nasıl koşturuyor?
•••
Makamdayken etrafınız her an kalabalıktır…
Emrinizde bürokratlar, şoförler, korumalar, yardımcılar, özel kalem müdürleri, memurlar…
Geleniniz-gideniniz, öveniniz-yereniniz, hulus çekeniniz çoktur…
Eleştirilerde bile var olursunuz: “Önemli insan olduğum için eleştiriyorlar, meyveli ağacı taşlarlar” diye düşünür, teselli bulursunuz…
Sonra bir de bakmışsınız, makam da gitmiş mevki de…
Ne bürokrat kalmış emrinizde, ne hulus çeken yağcılar…
Ne alkışçılar, ne eleştirmenler…
Kimse sizden bahsetmez olmuş. Âdeta yokluğa ve hiçliğe fırlatılmışsınız.
Bu ağır baskıya dayanmak zordur. İçinizden bir şekilde kendinizi öne atmak, tekrar adınızdan söz ettirmek gelir…
Bir bastırırsınız, iki bastırırsınız, nihayet bastıramaz olursunuz.
Kendinizi hatırlatmak istercesine, “ben de varım” dercesine ileri atılırsınız.
O saatten sonra, bilin ki, sizi ciddiye alır gibi yapanlar, eski arkadaşlarınıza karşı sizi kullanmak isteyenlerdir.
Çoğu eski politikacı kendini böyle bitirir!..
Çoğu eski sanatçı böyle yok olur!


