Ermeni tehciri ve sonrası(2)
“Ermeni tehciri” durup dururken plânlanmadı. Köy ve kasabalarda dağınık olarak yaşayan Ermenilerden bazılarının silâhlandırılarak Türklerin (Kürtlerin) üzerine gönderilmesi sonucu, bir bakıma Ermeni nüfusun korunması amacıyla gündeme geldi.
Tehcir sırasında, mülki amirler, tehcire tabi tutulan Ermenilerin her türlü ihtiyacını karşılamakla yükümlüydü. Buna rağmen, insan olduğu yerde “hata” da olur: Nitekim Hükümet, Ermenileri sevk konusunda gerekli tüm tedbirleri almakla birlikte, bazı hatalar yapılmasının önüne geçemedi. Yol boyunca yağma amaçlı eşkıya baskınları yaşandı. Yine de ölümlerin çoğu ağır iklim şartlarından ve tifo, dizanteri gibi salgın hastalıklardan kaynaklandı.
Dolayısıyla, “tehcir” esnasında meydana gelen kayıplardan Osmanlı Devleti’ni sorumlu tutmak, hakkaniyetle bağdaşmaz. Devletin “katliam” kastı yoktu. Böyle bir kastı olsaydı, hepsini yerinde “infaz” edebilirdi...
Kaldı ki, devlet, Ermenilerin sevki sırasında görevini ihmal eden ya da kötüye kullanan mülki âmirleri, memurları ve subayları anında ya görevden aldı veyaDivân-ı Harb-i Örfîlerde (savaş mahkemeleri) yargılayıp cezalandırdı.
Yani Osmanlı hükümetleri bu olayla hesaplaşıp bedelini ödedi. Tarihî ve hukukî olarak bu defter de kapandı.
Şimdi gelin kimlerin tutuklandığına bakalım...
Acente Mustafa; eski valilerden Muammer Bey, Atıf ve Memduh Beyler; Yozgat Jandarma Tabur Kumandanı Tevfik Bey; eski Bursa valisi Ali Osman Bey, İttihad ve Terakki Cemiyeti Bursa Murahhası Konyalı İbrahim ve Belediye Reisi Ahmed Muhtar Beyler başta olmak üzere, 9 Ocak 1919 tarihi itibariyle, Trabzon tehcirinden sorumlu tutulan 130 kişi tutuklandı.
Ocak ayı sonuna ise hükümet daha geniş çapta tutuklamalara başladı. Gece yarısı yapılan polis baskınlarında tutuklananlar arasında, devletin önemli kademelerinde bulunmuş, hatta nazırlık yapmış İttihatçılar bile vardı.
Aralarında Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) İsmail Canbolat, İâşe Nazırı Kemal Bey, Meclis-i Mebusan eski reisi Hacı Adil Bey, İstanbul Mebusu Karasso Efendi, Meclis-i Mebusan eski Reis Vekili Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey, Merkez-i umumi azasından Ziya Gökalp Bey, İttihad ve Terakki Cemiyeti Kâtib-i Umumisi (genel sekreter) Midhat Şükrü (Bleda) gibi isimler bulunuyordu.
Hatta İzmir Valisi Rahmi Bey’in, üzerini degiştirmesine bile fırsat verilmemiş, pijamasıyla karakola götürülmüştü.
Midhat Şükrü Bey’in evine gelen polisler ise, kapı açılır açılmaz içeri dalmışlar, hanımını ve hizmetçileri korkutarak bayılmalarına sebep olmuşlardı.
Bazıları, polise direnmek istemişse dezorla götürülmüştü. Hatta Lazistan mebusu Sudi Bey, kendisini zorla götürenpolise; “Elbet bize de sizi tevkif etmek sırası gelecektir” diye tehdittebulunmuştu.
Yakalananıp sorgulananların içinde kimi muvazzaf ve emekli askerler de vardı. Süleyman Numan Paşa, Mahmut Kâmil Paşa, Cevad Bey, Vasfi Bey ve Kaymakam (yarbay) Agâh Bey bunların arasındaydı (Vakit Gazetesi, 1 Şubat1335- 1 Şubat 1919).
Yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, kendi gerçeğini anlatmakta fazla bir çaba göstermedi. Ermeni Diasporası bütün dünyada neredeyse kapı kapı dolaşıp “Türkler bize soykırım uyguladı” yalanını yayarken, biz arşiv belgelerini kilitleyip, “yalan söylüyorlar” deme dışında bir tepki göstermedik.
Ermeni çeteciler tarafından diplomatlarımız patır patır öldürürken bile, mağduriyetimizi dünyaya anlatamadık. Neden sonra arşivleri açtık, “buyurun çalışın” dedik, ama atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmişti!
Ve aradan 100 yıl geçti. Katalik dünyanın Papa’sı, “Türkler Ermenileri kesti” deyiverdi. Bizim Diyanet İşleri Başkanı ise en güzel cevabı verdi: “Belgeler açıklanırsa zararlı çıkan Vatikan olur!”
Tepki son derece doğru ve yerinde bir tepkidir. Zira tarih içinde, tümü de papaların önderliğinde üzerimize sayısız Haçlı Seferi düzenlenmiş, kimi Katolik dünyasını birleştirmek, kimi Müslümanların ellerinde bulunan zenginlikleri yağmalamak, kimi Avrupa’dan Türkleri sürmek, kimi de kutsal saydıkları Kudüs ve Urfa gibi şehirleri işgal etmek için üzerimize gelmişlerdir.
Ama her defasında yenilmişler, tokat üstüne tokat yiyip geri çekilmişlerdir.
Anlaşılan Papa, o günlerin acısını çıkartmaya çalışıyor.
Şunu kimse unutmasın: Bu millet soykırım uygulasaydı, bugün yeryüzünde ne Ermeni kalırdı, ne Sırp kalırdı, ne Rum, ne de Bulgar kalırdı.


