Ermeni tehciri ve sonrası
Papa’nın, “Türkler Ermenilere soykırım uyguladı” anlamındaki açıklaması, bir şey ifade etmez...
Alelâcele eline tutuşturulan metni kekeleyerek okurken, aslında ne anlama geldiğini kavrayabildiğinden bile emin değilim.
Öylesine okudu...
Zaten “soykırım” kavramını değil dillendirmek, ima etmek bile Papa’nın haddi değil: Neden derseniz, oturduğu makam, dönem dönem Müslümanların üzerine yapılan Haçlı seferlerini kışkırtıp himaye eden seleflerinin (kendinden öncekilerin) makamıdır!
“Soykırım”ı Hıristiyanlık tarihinde arasın!..
Katoliklerin Müslüman, Ortodoks ve Protestanları nasıl kestiğini anlatsın!..
İspanyolların Endülüslü Müslümanlarla Yahudilere, İngirtere’nin Aborjinlere (Avustralya’nın yerli halkı), Amerika’nın Kızılderililere-Japonlara, Fransa’nın Cezayirlilere, İtalya’nın bizim Trablusgarplılarla (Libya), Habeşlere, Almanların Yahudilere, Rusya’nın Kırımlılara uyguladığı “soykırım”dan söz etsin!
Zerre kadar vicdanı varsa, Papa önce bunlara bakar, ardından iki dünya savaşında öldürülen yirmi milyon insanın (ki aralarında iki dedem de var) hesabına oturur!
•
Zannımca bu konuşma, meşhur “diyalog” çerçevesinde, “Papa cenapları” deyip elini öpenlerin hatırına yapılmıştır.
“Diyalog” boşuna değilmiş, muhtemelen bugünler düşünülerek plânlanmış.
Geçelim ve 1876 yılında, bir başka “din adamı”nın, Vatandaşlık Meclisi Şûrası’na sunduğu mektubunda söylediklerine bakalım...
O tarihte İstanbul Ermeni Patriği olan Nerses Varjabedyan şöyle diyor:
“Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetlerinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır.”
Bu bağ ne yazık ki, Osmanlı’yı bölüp parçaladıktan sonra paylaşma projesi yapan ve bu amaçla, Osmanlı şemsiyesi altında yüzlerce yıl barış içinde yaşamış azınlıkları kışkırtan Avrupa devletleri (özellikle İngiltere) tarafından koparıldı.
Birinci Dünya Savaşı öncesinden itibaren silâhlandırılıp çeteleştirilen kimi Ermeniler (asla tamamı değil), savaş sürecinde eski köylerini, kasabalarını basıp eski komşuları olan Türkleri, Kürtleri ve sair Müslüman unsurları katletmeye başladılar. Rus, İngiliz, Fransız ve İtalyan konsolosları da Ermeni komitacılara külliyetli para ve silah yardımında bulundular.
Bu arada Türkler/ Kürtler ve sair Müslüman unsurlar da silâha sarılmış, kendilerini vuran çetelerle savaşmaya başlamıştır. Neticede karşılıklı ölümler yaşanmıştır.
Bu durumda Osmanlı Devleti, sadece beş cephede değil, aynı zamanda kendi içindeki çetelerle ve ayrılıkçı unsurlarla da savaşmak zorunda kalmıştır.
Söyler misiniz lütfen ey insaflı Ermeniler, hangi devlet kendi içinden vurulmayı göze alabilir de böylesine “kirli” bir savaşı görmezden gelebilir?
Tabii Osmanlı Devleti de masum ve mazlum vatandaşlarını korumak zorunda kaldı. Bunun iki yolu vardı: Ya Türklerle Kürtlerin (ve sair Müslüman unsurların) arkasına devletin gücünü koyup isyancıların üstüne hışımla gidilmesini sağlayacaktı ya da gece bastırdığında silâhlanıp eski komşularını öldüren Ermenileri başka bölgelere iskân edecekti...
İkinci yol daha uygun bulundu ve “tehcir” (zorunlu hicret, sürgün) dediğimiz olay böylece başlamış oldu. Devlet görevlilerinin gözetiminde, köylerden ve kasabalardan toplanan Ermeni vatandaşlar, kitleler halinde daha önce belirlenen bölgelere “sürgün” edildiler.
Sürgün sırasında ve sonrasında yaşananlar bir sonraki yazıya kaldı.


