En güzel âdetlerimiz unutturuldu (3)
Bize unutturulan geleneklerimizi, göreneklerimizi, güzel ve özel alışkanlıklarımızı maddeler halinde konuşuyorduk...
Bundan önce yayınlanan iki yazımızda 25 maddeyi bitirmiş, 26. Maddeye gelmiştik...
Devam ediyoruz...
Özellikle Ramazan ayında zenginler fakir semtlerin esnafını ziyaret eder, inanç ve ırk ayırımı yapmadan fakir mahallelinin borçlarını kapatırlardı...
Mahallenin zenginleri Ramazan’da fakir komşularını iftara davet eder, aile fertleri fakir komşularına bizzat hizmet ederdi. Böylece zengin-fakir ayırımı ortadan kalkar, arada haset olmaz, birbirlerine dua ederek kardeşçe yaşarlardı...
Konakların mutfak kapıları ramazan boyunca açık olurdu. Yolcular başta olmak üzere, oruçlu-oruçsuz herkes kolayca konağa girip karnını doyururdu. Hatta bu konuda Müslüman-geyrimüslim ayırımı bile yapılmazdı. Yemekten sonra “Bize misafir ağırlama sevabı kazandırdığın için teşekkür ederiz” anlamında bir hediye verilir (genelde altın para), bu hediyeye “diş kirası” denirdi...
Yemek şimdiki gibi alelacele yenmez, sofraya büyük saygı gösterilir, sohbet eşliğinde yemek yenirdi... Osmanlı sofrası hem estetik, hem de kültürel bağlamda bir sanat eseridir! Ayrıca Osmanlı sofrası, “tatbiki adab-ı muaşeret” (görgü) ve “temsili hayat dersleri” açısından da bir okuldu. Yani Osmanlı sofrasının, “beslenme” ile sınırlanamayan bir dini ve millî misyonu vardı. O sofra sohbetleri sayesinde tarihimiz nice “adam gibi adam”lar kaydetti...
Osmanlı halkı, ramazan dışında, kuşluk ve akşam vakti olmak üzere günde sadece iki öğün yemek yer, yemek aralarında atıştırmazdı. Sofra bezi döşemeye yayılır, üzerine bakır bir sini konur, aile bireyleri sininin etrafına serpiştirilmiş minderlere bağdaş kurarlardı.
Önce oturma ve yemeğe başlama hakkı aile reisinindi. Sofrada başköşe onundu. Çocuklar ise annenin yanında yer alırdı. Yemek yemenin kuşkusuz bir adabı vardı ve herkes buna çok dikkat ederdi...
Yemeğe aile reisi yüksek sesle besmele çekerek başlardı. Aile reisinin yüksek sesle besmele çekmesi, diğerlerinin hatırlaması içindi. Besmelesiz yemek yemenin bereketsizlik getireceğine inanılırdı...
Sağ elle yer içer, eve giriş çıkışta sağ adım atar, soldaki sağdakine yol verirdi. Bu hem sünnet, hem de görenekti...
Fazilet (manevî kuvvet, erdem, iyi ahlâk, iffet), nezaket, nezafet (temizlik), nezahet (ahlâk temizliği, saflık), necabet (soyluluk) diye özetlenen dört kural hayatın tümünü kucaklardı... Bu yüzden itiş-kakış olmaz, kimse kimsenin sözünü kesmez, kimse kimseyi aşağılamaz, asla hakaret etmezdi (Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgin ve yazar, 1880’lerde yayınladığı kitabında, meşhur “Osmanlı nezaketi”ni şöyle anlatıyor: “İstanbul Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki (hoşgörülü), ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görebilirsiniz.”
Tekke, zaviye ve dergâhlar günün her saati faaldi. Günlük işlerini bitirenler bu mekânlardan birine gider, boş vakitlerini hoş sohbetler eşliğinde bir şeyler öğrenerek değerlendirirdi...
İnsanımızda kıskançlık, hased, gıybet gibi olumsuzluklar yoktu. Bunlar olmadığı için de toplumda “fitne” çıkmazdı. Mahallenin yaşlıları gençlere örnek olur, fark ettirmeden onları denetler, büyük yanlışlara meyledenleri uyarırdı...
Kahve fincanlarının üzerindeki desenlerin derin anlamları vardı. Misafire ne kadar değer verildiği fincanlardaki desenlerin ağırlığıyla gösterilirdi...
Lale desenli fincan: Lalede “Allah” lafzı olduğuna inanıldığı için, “Allah muinin (yardımcın) olsun”...
Gül desenli fincan: Osmanlı kültürü, görüntüsünün ve kokusunun güzelliği sebebiyle gülü Peygamber Efendimizle özdeştirmişti. Gül desenli fincanlar hem “Peygamber Efendimizin şefaatine nail ol”, hem de “Misafir gelmekle evimizde gül gibi açtınız” anlamına geliyordu...
Ancak gül desenli fincan, kız isteme merasimi sırasında, delikanlıya sunulan kahve için seçilmişse, anlamı farklılaşırdı...
Tek gül, “Evlenmeye niyetim yok”, başları bir birine değen iki gül (ya da lâle) ise, “Sizinle evlenmeye hazırım.”
Karışık desenli fincan: Kız istemeye gelen ailenin oğluna karşı kızın net bir kararı yoksa, karışık desenli fincan içinde kahvesini verir, böylece de “Karışığım, sana karşı kararsızım” demek isterdi...
Yüz yüze bakan kadın ve erkek figürlü fincan: “Gönlüm sende”...
Ayrı yönlere bakan kadın ve erkek figürü: Seninle bir gelecek düşünmüyorum...
Evcil hayvan figürü: Sana itaat etmeye (eşin olmaya) hazırım...
Vahşi hayvan desenli: Sevdiğim biri var, görücü geldiğini duyarsa seni parçalar!
Bugün de konuyu bitiremedik...


