--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Eğit-donat” sistemi bir ilk midir?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Türkiye, Suriyeli muhalifleri eğitip donatacak ya, bazıları “Bize ne canım?” havasında burun kıvırıyor...

Oysa çevresinde olup bitenlere burun kıvırıp, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” havasında, “bize ne?” diyen devletten “büyük devlet” olmaz...

Büyük devlet, “bize ne?” demeyen devlettir!

Osmanlı bu yüzden büyüktü: Türkiye Cumhuriyeti Devleti de nihayet aynı çizgide büyümeye doğru gidiyor.

Suriye’de olup bitenlerle tâ en başından beri ilgileniyor...

Mısır’daki darbe ile hesaplaşıyor...

Gazze’yi, Filistin’i, Kudüs’ü, Bosna’yı, Kosova’yı ve Uzakdoğu Müslümanlarını savunuyor...

Ne açlığa ilgisiz kalıyor, ne semavi afetlere... Putperestlerin gerçekleştirdiği Müslüman katliamını da asla görmezden gelmiyor...

“Yeni Türkiye”, bu yeni yaklaşımıyla ecdad mirasına sahip çıkıyor ve İslâm dünyasına liderlik liyakatına doğru yeni adımlar atıyor.

Batı’yı derinden derine rahatsız edip Batı’nın derin devletini harekete geçiren işte budur: Batı’ya göre, Türkiye rahat durmuyor!

Durmamalı zaten: O kadar ki, yeri ve zamanı geldiğinde, “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” diyebilmeli. Bu yolda risk alabilmeli...

Kimsenin yaptığını yanına bırakmamalı. Herkes kafasının bir köşesinde, “Türkiye bu işe ne der?” sorusunu bir şekilde taşımalı...

Bence Sayın Cumhurbaşkanımız, bu amaçla, eski Türk devletleri üniformaları giymiş askerler eşliğinde yabancı konuklarını karşılıyor...

“Hunlar’dan, Göktürkler’den, Selçuklular’dan, Osmanlılar’dan geliyoruz!..” mesajı veriyor. 

Son derece anlamlı ve etkili bir mesajdır, bununla “Geçmişi inkâr” döneminin kapandığını, tüm geçmişimizin üstünde “Yeni Türkiye”yi inşaya başladığımızı gösteriyoruz.

Bu bakımdan önemli bir değişimin habercisidir! Tarihi muktesebatımıza da çok uygundur.

Hatırlayalım ki, bir asır öncesine kadar bir ayağımız Balkanlar’da, bir ayağımız Asya steplerinde, bir ayağımız Avrupa’da idi; dünya ile birlikte hayatı harmanlıyor, mazlum milletlere huzur götürüyorduk.

Huzur götürdüğümüz yerlerden biri de Açe’dir ve aslında bugünlerde dillendirilen “eğit-donat” sistemi o bölgeden başlamıştır. Her fırsatta, “Tarih dün değil, bugündür” demem de işte o demedir.

Açe, bugünkü Endonezya’ya bağlı Sumatra Adası’nın kuzeybatısındadır. “Çok uzak” demeyin sakın, gönlünüzün ulaştığı her yer yakındır! Dün yakın olan bugün uzaksa, dünümüzde değil, bugünümüzde (ve de bizde) hata aramak gerekir... 

Açe, Kanuni Sultan Süleyman döneminde küçücük bir sultanlıktır, ama zengindir ve Açe’nin zenginliği Portekiz’in iştahını kabartmıştır.

Açe’nin Müslüman Sultanı Alaeddin Şah, giderek artan ve zaman zaman dayanılmaz hale gelen Portekiz baskısından Osmanlı Padişahı’na sığınıyor: Yardım istemek amacıyla İstanbul’a bir heyet gönderiyor.

Vezir Hüseyin başkanlığındaki Açe elçilik heyeti, 1566’da İstanbul’a ulaşıyor. Kanuni’nin Zigetvar Seferi’nden dönmesini beklerken, Muhteşem Süleyman’ın cenazesi geliyor. Onlar da durumu yeni Padişah’a (Sultan II. Selim) arz ediyorlar.

Sultan II. Selim, “Bana ne?” demiyor, “çok uzak” diyerek burun kıvırmıyor, Müslüman Açe Sultanlığı’na her türlü yardımı yapma sözü veriyor. 

1569’da, Osmanlı’nın, iki tanesinde top ve tüfek bulunan 22 parçadan mürekkep Kızıldeniz Filosu, Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reiskomutasında Hint Okyanusu’na açılıyor...

Türkiye’nin yardımını Açe’ye ulaştırıyor...

Osmanlı subayları yerli halktan bir ordu kurup eğitiyorlar. Top-tüfek yapmasını öğretiyorlar. Portekiz belası böylece savuşturuluyor.

Tarihimizdeki ilk “eğit-donat” olayı budur.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle