--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Dört Nun” Kuralı

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Osmanlılarda “Dört Nun (N) Kuralı” hayatın vazgeçilmeziydi…

Nezaket;

Nezahet;

Necabet;

Nefaset.

Meşhur İtalyan romancı Edmondo de Amicis, nezaketimiz konusunda şunları yazıyor: 

“Türk halkı Avrupa’nın en nâzik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki, ibadet sa-atlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördü-ğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz.”

Frasız yazar Guer ise ne kadar görgülü bir millet olduğumuzu anlatıyor:

“Türklerin pek mükemmel muâşeret (insanlarla iyi münasebet) usûlleri vardır ki, onlar, muaşeretin bütün kaidelerine riâyet ederler. karşılaştıklarında başlarını eğip sağ ellerini göğüslerine götürmek suretiyle selâmlaşırlar.” 

Fransız yazar ve seyyah (gezgin) Brayer de şöyle diyor: 

“...Halkın (yani bizim) üstleri başları ne kadar temizdir. Hâl ve tavırlarında ne büyük bir asâlet ve yüzlerinin çizgilerinde ne tatlı bir sükûnet ve nezâket vardır! Konuştukları dil de, ne tatlı ve ne kadar âhenklidir!” 

“... Sohbet edenlerin ifâdeleri vecîz ve telaffuzları da pek temizdir! Tebessümlerinde incelik ve el hareketlerinde ayrı bir zerâfet ve sâdelik vardır. Ecnebîleri en çok hayrette bırakan cihet, birkaçının birden konuşmayıp, yalnız birinin söz söylemesidir. Konuşan, umûmiyetle sözünü pek kısa tutar. Dinleyen de, söz bitene kadar güzel bir dikkat hâlindedir. Birbirlerine karşı fikirlerini hürmetle müdâfaa ederler. Söylenen sözlerde herhangi bir fenâlık, koğuculuk, iftirâ gibi kötülükler ve edebe mugâyir lâubâlî muhtelif lakırdılar yoktur. Yaşlı ve büyüklere karşı hürmetle onların hakkına riâyet, hayâl edilemeyecek bir nezâket içindedir…”

Brayer dayanamıyor, 1800’lerde gelip dokuz yıl kaldığı ülkemizde görüp yaşadıklarından âdeta büyülendiğini söylüyor:

“Diyebilirim ki Osmanlıların ahlâkî husûsiyetleri, insanı âdetâ teshîr eder, büyüler. Yürüyüşlerinin serbestlik ve ihtişâmı, misâfir kabullerindeki güler yüzlülükleri ve nihayet selâmlığa girip çıkarken riâyet ettikleri teşrîfâtın zarâfeti karşısında hayran olmamak elde değildir.” 

M. De Jonquieres, Brayer’i şöyle onaylıyor:: “Bugün Türkiye’de nezaket o derece göze çarpmaktadır ki, kabalıktan iz bulmak imkânı yoktur.”

Nezahet, yani ahlâk temizliğine gelince: Bu konuda emsalsiz olduğumuzu söyleyen yine Batılı gezginlerdir.

Türkiye Seyahatnâme’siyle meşhur Du Loir bu konuda şöyle diyor:

“Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyette-dir.”

Şimdi sıra çoktan unuttuğumuz “Necabet” kelimesine geldi. Ama aslında bu bir kelime değil, topyekün bir haylat görüşüdür ve “huy temizliğine” işaret etmektedir. “Necip milletimiz” derken de kastedilen huy temizliğidir.

Eski Türkiye insanını araştırmaya gelen Batılı yazarlardan A. L. Castellan şöyle diyor:

“Türkler başkalarının kadınlarına azami derecede hürmet ederler. Gezinti yerlerinde rastladıkları kadınlara gözlerini dikip bakmazlar. Çünkü haram sayarlar… Ayrıca son derece naziktirler. Hıristiyanlarla savaştıkları dönemlerde bile, biz Hıristiyanlara hiçbir hakarette bulunmazlar, söz dokundurmazlar… İnsan hayretler içinde kalıyor.”

Brayer de bu tür meziyetlerimizi uzun uzun anlatıyor, ama biz buraya yer darlığından dolayı tek cümlesini alıyoruz: “Müslüman Türkler arasında kibir ve gurur nedir bilinmemektedir.”

Ve son madde: “Nefaset”: Kıymetli, değerli ve çok güzel olmak…

Brayer güzel meziyetlerimizin kaynağını da veriyor: “Kur’an’da nezakete dair âyetler vardır. Türkler, dinin bütün düsturları gibi, bu âyetleri de aynen ve harfiyen tatbik ederler.”

Son söz: Kur’an orijinli terbiye sisteminin insanlarıyla Batı eksenli terbiye sisteminin insanları arasındaki “fark” ortada. 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle