Doğu Roma’nın yüreğine giriş anı
Fatih Sultan Mehmed, iki tarafında hocaları, hocalarının yanında vezirleri, beyleri, komutanları, arkasında peygamber müjdesine mazhar bir cennet ordusu ile 546 sene önce Doğu Roma’nın yüreği İstanbul’a girdi.
Fethi yaşamış tarihçilerimizden Tursun Bey, kendi adını taşıyan tarihinde şöyle diyor:
“Çün erkân-ı devlet vü mülâzımân-ı hazret kal’anun kapularun açdılar, Sultan Mehemmed-i Gazî, Hazret-i Muhammed-i Arabî aleyhi efdalü’s-salavât, Burâka binüp seyr-i cennet ider gibi, ulema ve umerâsı ile kal’ayı teşrif buyurdu.”
Mübarek fethin yıldönümünde, “cevher insan” modeline hasret oluşumuzu da dikkate alarak, Fatih Sultan Mehmed’in kimliği, kişiliği ve yetişme tarzı üzerinde dikkatle durmak gerekiyor.
Öncelikle belirtmeliyim ki, Sultan İkinci Mehmed’in doğduğu dünyada, bir fatihin yetişmesi için gerekli maddi-manevi tüm şartlar hazırdı. Osmanoğlu’nun elinde, Malazgirt zaferinden itibaren oluşan aynı kıble eksenli, Kur’an orjinli insan kaynakları vardı.
Mesela hocaları: Tarih, Molla Gürani gibi, Ak Şemsüddin gibi, Molla Hüsrev gibi cevherlerin aynı dönemi paylaşmalarına pek nadir şahit olmuştur.
Bu bilim ve yürek adamlar ise sadece aynı dönemi paylaşmakla kalmamış, aynı çocuğu aynı anda beslemek gibi İlâhî bir tevafukun unsuru olmuşlardır.
Atını doğruca Ayasofya’ya sürdü ve o tarihte Ayasofya’nın içi henüz tasvir (resim ve heykel) dolu olduğu için avlusunda iki rekat “şükür namazı” kıldı.
Namazı biter bitmez mabede girdi. “Barbar” dedikleri Türklerden kurtulmak için sığındıkları Ayasofya’nın kurtaramadığı Bizans önderleri, gencecik Padişah’ın içeri girmesiyle birlikte kendilerini korku içinde yere attılar.
Bu bir “secde” edişti. Padişah’ın yüreği ürperdi. “Kalkın!” diye bağırdı, “kul kula secde etmez! Size dokunulmayacak. Kalkın!”
Hemen sonra Hıristiyan halka hitaben bir “Amannâme-hak ve özgürlükler belgesi” yayınladı... Altında Zağanos Paşa’nın “Elfakir Zağanos” şeklinde imzası, (kendisini tüm beşeri ünvanlardan soyutlayıp fakrinde aczini rütbe yapması o günkü insanın karakteri hakkında temel bir fikir verir sanıyorum) üstünde ise Fatih’in tuğrası bulunan bu “Amannâme”, “Biz ki, emir-i âzam Sultan-ı muazzam Murad Han oğlu pâdişah-ı muazzam ve emir-i âzam Sultan Muhammed Han’ız! Yerleri ve gökleri yaratan Allah adına, büyük Peygamber’imiz Muhammed Mustafa Aleyhimüsselâm adına, yüce kitabımız Kur’an-ı Azimüşşan adına, Allah’ın yüz yirmi dört bin peygamberi adına, büyük babamız, babamız ve oğullarımız adına, kuşandığımız kılıç adına yemin ederiz ki...” diye başlıyordu… (Ayrıntı isteyen “Fatih Sultan Mehmed” [Nesil Yayınları 0212 551 32 25] isimli çalışmamıza bakabilirler).
Bu “Amanname” ile Fatih Sultan Mehmed, kendisi gibi inanmayan, kendisi gibi yaşamayan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi giyinmeyen ayrı dinden, ayrı dilden, ayrı kılık kıyafetten, üstelik birkaç gün öncesine kadar kılıç kılıca savaştığı bir halka, bugün bile ulaşmaya çalıştığımız bazı temel hak ve özgürlükler veriyordu…
Sadece kendi çağını değil, bugün “demokratik” geçinen bazı ülkelerdeki insan hakları uygulamalarını bile çok çok aşan meşhur “Amannâme”siyle, Fatih’in, Hıristiyan halka verdiği hak ve özgürlükleri beş ana maddede özetleyebiliriz:
1. İnanç özgürlüğü,
2. İbadet özgürlüğü,
3. Kıyafet özgürlüğü,
4. Seyahat özgürlüğü,
5. Ticaret özgürlüğü.
Fatih kılıcıyla değil, adaletiyle yeni bir çağ açtı.


