--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Derin oyunlar

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

1946’da, “Derin Türkiye”, başta Nihal Atsız olmak üzere “Türkçü” hareketin tüm önde gelenlerini gözaltına alıp tabutluklara (insanın kıpırdayamayacağı kadar daracık işkence hücreleri) kapattı, hepsini işkenceden geçirdi...

Ülkede bunlar olurken, ne dindarlardan itiraz geldi, ne solculardan...

“Canım” dediler, “şu Türkçüler de fazla ileri gitmeselerdi!”

Sonra “Derin Türkiye” solculara yöneldi. 12 Mart (1971-Komuta heyeti ülkeye yine el koymuştur) sürecinde, pembesinden kızılına, ülkede ne kadar solcu yazar-çizer, sendikacı, öğrenci, kısacası ne kadar solcu aydın varsa hepsini tutukladı. Mahkeme salonları sanıklarla dolup taştı. Yargılandılar ve çeşitli cezalar aldılar. Hatta Deniz Gezmiş gibi bazı gençler de asıldı.

Ne dindarlardan bir itiraz geldi, ne Türkçülerden, ne de milliyetçilerden. Aynı şekilde düşündüler:

“Canım” dediler, “şu solcular da fazla ileri gitmeselerdi!”

Derken, 12 Eylül 1980’de generaller bir kez daha Türkiye’ye el koydular…

“Genelkurmay Başkanı” sıfatına, devlete el koyduktan sonra, “Devlet Başkanı ve Başbakan” sıfatını da ekleyen Orgeneral Kenan Evren, meydan meydan dolaşıp laiklik nutku eşliğinde âyet-hadis okumaya başladı. Şekilci dindarlar “Bize dokunmayan bin yaşasın” hesabında onu alkışlarken, şekilci solcular “laik” takılıp parsa toplamaya çıktılar.

Milliyetçi kesim ise, atıldığı zindandan, “Biz zindandayız amma fikrimiz iktidarda” mesajı gönderiyordu. 

Aydınlar yine biçiliyor, fikir yine öldürülüyor, düşünce yine “yasak” kapsamında tutuluyor, insan hakları görülmemiş biçimde çiğneniyordu.

Nihayet 28 Şubat süreci başladı: “Derin Türkiye” bu kez, komünizmin dünya çapındaki perişaniyetinden sonra laikliğin dozunu arttıran eski komünistlerle milliyetçilerin desteğini alıp “dinci” ilan ettiği kesimlerin üzerine çullandı.

Ne milliyetçilerden itiraz geldi, ne solculardan, ne de “light dindar”lardan: “Demokratlar”ı soracak olursanız, ülkede onların sayısı zaten devede kulaktı. Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne taşımaya çalıştığı görüntüsü vermek isteyen “en demokrat demokrat” Mesut Yılmaz bile, iktidardaki siyasi rakiplerini asker tankı eşliğinde yenmeye çalışıyor, “Sincan’dan geçen tankları görmüyor musunuz?” diye soruyordu.

Zaten eski CHP de, 27 Mayıs 1960 darbesinin Demokrat Parti’yi tüm mensuplarıyla birlikte yok etme projesini, “tanklara dayanarak” onaylamış, ancak 12 Eylül sürecinde sıra kendisine de gelmiş ve kapatılmıştı. DP kapatılırken CHP, MSP kapatılırken AP, DEP-HEP, v.s. kapatılırken RP karşı çıksaydı, 69 yıllık çok partili siyasi hayatımızda düzinelerce kapanmazdı.

Anlayacağınız, şu bizim demokrasi (bu isimde bir kitabım da var, ama mevcudu kalmamış durumda) ideolojik grupların ve siyasi partilerin “Bana dokunmayan bin yaşasın!” hesabına kurban gitti!..

Şimdi aynı oyun tersinden kurgulandı: Bu kez “sivil” gruplar, devlete çullanıyor…

Devleti dinliyor ve devletin en mahrem bilgilerini bir yerlere servis ediyor…

Bu dehşetengiz manzara karşısında bazılarımızın tek yaptığı iş, “Ama canım, devleti yönetenler de…” diye başlayan cümleler kurmak…

Hâlbuki “devletin bekası”nın sözkonusu olduğu yerde, diğer bütün gerekçeler susar…

Tüm sebepler, ötelenir…

Devletin varlığını güve gibi kemirenlere karşı yekvücut çıkılır. 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle