--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Değiştik, tokuştuk!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Dünkü yazımızda söyledik: Çağ (İlkçağ-Ortaçağ-Yeniçağ, vs.) ve devir (Taş Devri-Maden Devri, vs.) tasnifleri Avrupa’nın dinî ve millî tarihine göre yapılmıştır. Bizim tarihimizle ilgisi yoktur. Zaten bizde “Ortaçağ” da yoktur: Batı Ortaçağ karanlığını yaşarken, İslâm dünyası ilmin aydınlığını yaşıyordu.

“Ortadoğu” kavramı da böyledir: İngilizler kendi coğrafi konumlarına göre böyle isimlendirmiş, biz de aynen kabullenmişiz: O gün bugündür, İngiliz uydurmasını seslendiriyoruz. Çünkü Batı’dan gelen her şeyi “doğru” sanıyoruz…

Biraz şuur!.. Biraz da “milliî” ve “yerli” algı!

Ama nasıl? Tanzimat’tan bu yana millî kültürümüze, medeniyetimize, harsımıza, irfanımıza ve imanımızA gizli/açık saldırılar var: Ezan değişmiş, selam değişmiş, lisan değişmiş, alfabe değişmiş, müzik değişmiş, hukuk değişmiş, sistem değişmiş, buluşma sözcükleri, veda cümleleri dahi değişmiş…

Dolayısıyla geçmiş geleceğe sağlıklı biçimde aktarılamamış. Geçmişini geleceğe aktaramayan milletler, toplumsal dinamiklerini (en başta da özgüvenini) kaybeder ve gitgide arabeskleşirler!

Hatırlayalım ki, yıllardır “Selamünaleyküm” yerine “Günaydın” diyoruz, “Allah’a emanet ol-Allahaısmarladık” yerineya “esen kal” diyoruz ya da “kendine iyi bak!” 

Sanki kişiyi kendine bırakmak, “Allah’a bırakmak”tan daha emin! Kişinin hükmü ne, kudreti ne, kuvveti ne ki? Üstelik, “Beni bir an bile kendime bırakma” diye dua eden bir Peygamber-i Âlişan’ın ümmetiyiz.

Ölüye “Allah rahmet eylesin” derdik, “başın sağolsun” diyoruz! “Nur içinde yatsın” yerine ise “ışıklar içinde yatsın” garabetini uydurmuş bulunuyoruz! Maksat uhrevi olanı dillendirmemek, Allah’ı hatırlatan ve Allah’a yaklaştıran kavramlardan milleti uzak tutmak!

“Nur” uhrevidir, “ışık” dünyevi: “Nur” dendiğinde Allah akla gelir, “ışık” dendiğinde ampul ya da ampulü bulduğu için Edison! Hadi biraz da amblemi ampul olan AK Parti diyelim! (böyle söylersek, belki “ışıklar içinde yatsın” demekten vazgeçerler!). Bu ne garabet!..

Çağlar, devirler, aylar, yıllar (Milâdi Takvim), hatta saat (“Alaturka”dan “Alafranga”ya) Batı’ya göre değiştirildikten sonra, sıra gün isimlerini değiştirmeye geldi. Bir çırpıda o da değiştirildi, ama bazı hızlı “dilci”lere yetmedi. Değişeni değiştirmeye kalktılar.

Yazmıştım, ama tekrar hatırlamakta fayda var: Eski Milli Eğitim bakanlarından Hasan Ali Yücel, bakanlığı sırasında (28 Aralık 1938- 5 Ağustos 1946) böyle bir teklif geldiğini söylüyor: 

“Bir gün dil devrimcilerinden biri geldi. Gün isimlerinin Türkçe olmamasını yüz kızartıcı bulduğunu belirterek dedi ki: ‘Salı dışındaki tüm gün isimleri Arapça ve Farsça’dır. Mesela, pazar, pazartesi, çarşamba, perşembe Farsça, cuma ve cumartesi ise Arapça’dır. Ben bu mahzuru gidermek için yeni gün isimleri buldum. Önüme bir liste koydu ve ‘İşte’ dedi, ‘Türk günlerinin Türkçe isimleri.’

“Listeye baktığımda hafakanlar bastı. Pazar gününün karşısına ‘gezgün’, pazartesinin karşısına ‘öngün’, salının karşısına ‘işgün’ yazmıştı. Bu listede çarşamba ‘güçgün”, perşembe ‘koşgün’, cuma ‘yorgün’, cumartesi ‘bitgün’ olmuştu. Şaşırdığımı görünce izahat vermeye başladı, adam: ‘Pazar gününe ‘gezgün’ demesinin sebebi tatil olmasındanmış, çünkü tatilde gezilir, eğlenilirmiş...

Pazartesiye ‘öngün’ demesinin sebebi, haftanın ilk iş günü oluşuymuş... Salı ile çarşambaya ‘işgün’ ve ‘güçgün’ demesinin sebebi ise haftanın en yoğun ve zor günleri olmalarıymış...

Perşembeye ‘koşgün’ demesi, iş peşinde koşulmasından, cumaya “yorgün” demesi dört gün çalışan insanın yorgunlaşmasından, cumartesiye ‘bitgün’ demesi hafta içi çalışmaktan çok yorulan bedenlerin bitkin düşmesindenmiş.” (İ. Hâmi Danişmend, Tarihi Hakikatler, c.1, s. 310).

Belli ki asıl amaç “Cuma”nın değiştirilmesi ve zamanın Kur’an’la irtibatının gün plânında da koparılmasıydı.

Kısacası değiştik ve tokuştuk! Artık her alanda kavga ediyoruz!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle