--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Canınızı sıkmayın, moralinizi bozmayın!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

İşler yoluna girer gibiydi. Eski topraklarımıza bahar (Arap Baharı dedikleri) gelmiş, Türkiye küskün Arap kardeşlerimizi “sıfır sorun” politikasıyla tekrar kazanmaya başlamıştı…

Vizesiz, pasaportsuz Suriye’den girip Yemen’den çıkacaktık. Suriye ile aramızda sınırların kalkması bile konuşulmaya başlanmıştı.

Öte yandan “Barış süreci” ülkeyi rahatlatmış, yıllar boyu terörle allak-bullak olmuş moraller düzelmeye başlamıştı.

Tam bu sırada sanki birileri düğmeye bastı. Sanki takvimler 9 Mayıs 1916 tarihine döndü: İngiliz diplomat Sykes dirildi, Fransız diplomat Picot dirildi, Rus Dışişleri Bakanı Sazonov dirildi vegizli Sykes-Picot Antlaşması yeniden imzalandı…

Birinci Dünya Savaşı öncesine benzer bir süreç yaşamaya başladık.

PKK, muhtemelen bir yerlerden aldığı talimat doğrultusunda harekete geçti. Şehirleri bombalı tuzaklarla doldurdu. Bir “iç savaş”ı tetikleyecek tüm hazırlıkları yaptı. Sıra artık “Barış Süreci”ni bitirmeye gelmişti: İki polisimizi uykularında hunharca katledereksüreci de bitirdi… Gerisi bildiğiniz gibi: Bomba yüklü araçlar, canlı bombalar ve şehitler şehitler…

Türkiye’nin itidalini kaybedeceğini ve “Kürt halkı” ile “terörist” ayırımı yapmadan Kürtlere karşı topyekün saldırıya geçeceğini umuyordu…

Dersim ve Şeyh Said olaylarında böyle olmamış mıydı?..

Devletin aynı refleksi vereceğini sanıyorlardı…

Yanıldılar. Bu yanılgı “Eski Türkiye” ile “Yeni Türkiye” arasındaki farkı doğru okuyamamaktan kaynaklandı. Yeni Türkiye “halk”la “terörist” arasındaki hassas dengeyi doğru kurdu ve “mazlum”ları koruyarak yalnızca “zalim”in üzerine gitti…

Hem de hışımla! 

Kahredici demir yumruğunu tepelerine çaktı! Bir taraftan dağlardaki sığınaklarını yerle bir ederken, diğer taraftan şehirlerdeki yapılanmalarını paramparça etti. PKK militanları ya teslim oluyor ya ölüyor ya da kaçacak delik arıyorlar.

Türkiye’nin Sykes-Picot dönemi Türkiye’si olmadığını bütün dünya gördü.

O dönemin Türkiye’si, İngiliz öncülüğündeki fitne odaklarının kışkırtıp organize ettiği savaşlarda tam 17 yıl savaştırılmıştı…

Bu savaşlardan beklenen, Türkiye’nin insan kaynaklarını, silah kaynaklarını ve para kaynaklarını bitirmekti…

Bitirdiğine kanaat getirdikleri an, büyük bir zevkle “Hasta Adam” ilân ettiler ve son ölümcül darbeyi indirmek üzere dünyanın en güçlü donanmasıyla Çanakkale’ye geldiler…

Bitmediğimizi, 18 Mart 1915’te tarihlenen muhteşem Çanakkale Zaferi ile gördüler…

Asla bitmeyeceğimizi ise 29 Nisan 1916 günü Kutül Amare’de beşi general olmak üzere 13.309 askeri Halil Paşa komutasındaki Türk Ordusu’na esir vererek  öğrendiler…

Kimse aklından çıkarmasın: Türkümüz, Kürdümüz, Lazımız, Çerkezimiz, Boşnağımız, Arabımızla biz aynı milletiz!

“Osmanlı adı her duyana lerze-resândır,

“Ecdâdımızın heybeti ma’rûf-u cihândır,

“Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır…

“Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz,

“Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz!”  

Artık ezberledik: Batı’ya rağmen kendi menfaatlerimiz istikametinde yürüdüğümüz ve işleri yoluna koymaya başladığımız zamanlarda, başımız daima derde girer…

Rahat dönemlerimiz ise, sorgusuz-sualsiz Batı’nın dümen suyunda gittiğimiz ve “iyi çocuk” olduğumuz dönemlerdir.

Öyle rahatız yerin dibine baksın!...

Öyle rahatlıktan böyle rahatsızlık daya iyidir.

Canınızı sıkmayın, moralinizi bozmayın, bu “çelik çemberi” de evelallah kıracağız!

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle