Çanakkale Savaşı yahut bakkal borcunu kanla ödemek
Çanakkale savaşları sırasında dramatik olaylar sadece cephede yaşanmıyor, dramın büyüğü cephe gerisinde kalan ailelerde yaşanıyordu.
Tek varlıklarını savaşa göndermiş buruk kalpler, sadece acılarıyla değil, yokluk ve yoksullukla da boğuşuyorlardı.
Bunlardan biri de Vefa Lisesi’nde Fransızca öğretmeni Ahmed Rıfkı’nın annesi Ayşe Hanım’dı… Ahmed Rıfkı otuzuna gelmesine rağmen, hâlâ bekârdı. İstanbul’un Vefa semtinde annesiyle birlikte oturuyordu.
Savaşa çağrıldı. Koşa koşa gidecekti, ama bir sorun vardı: Yokluğunda, yaşlı annesi nasıl geçinecek, ona kim kol-kanat gerecekti?
Eski bakkallar aileden sayılırdı. Babacan tavrıyla sırtını sıvazladı: “Hiç merak etme evlât, o işi ben hallederim. Sen dönene kadar anneni maişetsiz bırakmam. Çorbada tuzumuz bulunsun.”
“Sağolun. İnşallah dönüşte birikmiş tüm borçlarımı ödeyeceğim.”
Sözleştiler… Ahmed Rıfkı, rahatlamış olarak Çanakkale Cephesi’ne gitti. Canla-başla savaştı… Nihayet düşmanın kaçtığını gördü. Artık annesine dönebilecekti.
Fakat öyle olmadı. Kaçarken düşmanın Arıburnu ve Anafartalar bölgesine döşediği mayınlardan birine basıp, 19 Aralık günü saat 8.20 sularında şehit oldu.
Bir öğle sonrası, gözlerinde ölüm donukluğu olan birkaç subay Ahmed Rıfkı’nın annesi Ayşe Hanım’ın kapısını çaldı. Ana yüreği, daha söylenmeden anladı oğlunun şehit düştüğünü. Yutkundu: “Vatan sağolsun” dedi, “Mevlâm sizleri bağışlasın!”
Şehid’in cebinden çıkan para ile eşyalarını Ayşe Hanım’a teslim edip gittiler…
Ayşe Hanım, günlerce eve kapandı. Şehidinin eşyalarını koklaya koklaya günlerce ağladı. Sadece namaz kılıp Kur’an okuyor ve dua ediyordu…
Evde de yiyecek hiçbir şey kalmamış, mahalle bakkalına borcu ise ödenemez seviyeye çıkmıştı. Bir gün “Ne olursa olsun” dedi ve komşusu Gülşah Hanım’ı yanına alarak mahalle bakkalına gitti.
Bakkala girer girmez, Ayşe Hanım, kırık dökük kelimelerle anlatmaya başladı:
“Selahaddin Âdil Efendi, durumu biliyorsun, oğlum şehit düştü. Üzerinden çıkan parayı esvaplarıyla birlikte verdiler. Yedi aydır senden veresiye alıyorum. Hesabını yap, alacağını al. Yetmezse çalışır üstünü öderim. Oğlum mezarında borçlu yatmasın. Şu borç defterini veriver bir zahmet!”
Bakkal Selahaddin Âdil Efendi, borç defterini Ayşe Hanım’ın önüne koydu. Ayşe Hanım, komşusu Gülşah Hanım’a uzattı:
“Bak bakalım” dedi, “borcum ne kadarmış?”
Gülşah Hanım veresiye defterinin sayfalarını dikkatle çevirmeye başladı. Sayfaların arasında ne Ayşe Hanım’ın adı vardı, ne de oğlu Ahmed Rıfkı’nın…
Son sayfaya geldiğinde, Gülşah Hanım’ın gözleri büyüdü. Sayfanın başında “Ahmed Rıfkı” yazıyordu. En altına ise şöyle bir not konmuştu:
“Tüm borç Ahmed Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir!”
Gülşah Hanım komşusunun kulağına bu cümleyi fısıldayınca, birbirlerine sarılıp ağlamaya başladılar…
Bu nasıl bir anlayıştı Allah’ım, bu nasıl bir vatan sevgisiydi? Selahaddin Âdil Efendi de ağlıyordu…
“Biz milletiz bacılar! Millet olmanın şartı, devletin eksik bıraktığını tamamlamaktır. Devletin erişemeyeceği noktalara erişip insanlığımızı yapmaktır. Ahmet Rıfkı bizim hürriyetimiz için canını verdi, biz bir kaç parça bir şey versek kıyamet mi kopar? Bana borcunuz yok Ayşe Hanım, oğlunuz çoktan o defteri kapattı. Tam tersine, bizim size borcumuz var!..”
Ayşe Hanım bu ülkede kimsesiz olmadığını anlamış, bir oğlunu alan Allah’ın pek çok oğul bahşettiğini fark etmişti…
İçi serinlemiş olarak evine döndü.
Tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
NOT: “Çanakkale Zaferi’ne Yüzüncü Yıl Armağanı” olarak “İmanın Zaferi: Çanakkale” isimli kitabım Nesil Yayınları’ndan çıktı.


