Can ve patlıcan
Hatırlar mısınız bilmiyorum, bundan bir süre önce Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Latif Erdoğan kardeşimiz, fotoğraf çektirme bahanesiyle yanına yaklaşan bir grup tarafından dövüldü…
Üstelik olay bir televizyon kanalının önünde cereyan etti. Anlaşılan kanalın önünde beklemişler ve çirkin eylemlerini gerçekleştirmişler.
Olay karşısında malum medyanın sesi soluğu çıkmadı. Ne “Basın özgürlüğü” dediler, “ne fikir hürriyeti”.
“Olmamış” gibi yaptılar.
Size geçtiğimiz kurban bayramında yaşanmış başka bir olay nakledeceğim (bazı gazete ve televizyonlarda da yayınlandı).
Ülke Tanzanya…
Olay yeni Zanzibar Adası…
Olayın kahramanları, gazeteci/ Moral FM programcısı Fethi Çağıl ileTRT muhabiri Mert Güdekli…
Zanzibar’da bulunma sebebi, Sadakataşı Derneği’nin kesip dağıtacağı kurbanları haberleştirmek…
Arkadaşımız Fethi Çağıl ve TRT görevlileri işlerini yaparken, bir başka derneğin mensupları tarafından önce sözlü, ardından fiili saldırıya maruz kalıyorlar. Kurban kesim ve dağıtım mahallinde yaşanan bu olay havalimanına da taşıyor ve orada da aynı şekilde saldırı gerçekleşiyor.
Sonunda polis müdahale ediyor, tarafları gözaltına alıyor.
Olay şimdi mahkemede…
Malum medya bu olay karşısında da sessizliğini koruyor. Ne “Basın özgürlüğü” hatırlanıyor, “ne fikir hürriyeti”.
Ne zaman ki, Ahmet Hakan Coşkun, alçakça bir saldırıya uğruyor, birden “basın özgürlüğü”, “fikir hürriyeti” hatırlanıyor.
Ahmet Hakan’a tekrar geçmiş olsun!
Fakat ortada tuhaf bir durum var. Bunu görmezden gelemeyiz…
Star’a bomba konuyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor…
Hürriyet’in camı kırılıyor, kıyamet kopuyor!
Star Medya Grubu Başkanı Murat Sancak’ın üstüne kurşun yağdırılıyor, birkaç kişi dışında kimsenin sesi soluğu çıkmıyor.
Ahmet Hakan dövülüyor, kıyamet kopuyor!
Kopmalı elbet. Amahiçbir ayırım yapılmamalı. “Benim gazetem, benim gazetecim” demeden, “basın özgürlüğü” kavramı savunulmalı.
Yoksa sorarlar: “Hürriyet’te çalışanlar gazeteci de, ötekiler kelaynak sürüsü mü?”
Olayı öylesine büyüttük ki, Sayın Cumhurbaşkanı yerine basın sözcüsünün “geçmiş olsun” demesi bile yetmedi…
Ahmet Hakan mütevazıdır, eminim elinde olsa bu kadar abartmazdı, ama Hürriyet’in burnu Kaf Dağı’nda…
Olayı hep taze tutuyor…
Sanırım buna “mağduriyet edebiyatı” diyorlar!
•
Sayın Mesut Yılmaz, “Korumalarımın yarısını Ahmet Hakan’a vermeye hazırım” demez mi, bayıldım…
Sonra merak ettim: Sahi kaç koruması var?..
Daha da önemlisi, niçin var?
Türkiye’yi ihya ettiği için mi?
•
Türkiye’de her gün şehit cenazeleri kaldırıyoruz…
Yaralı askerlerimizi ve polislerimizi hastanelere taşıyoruz…
Bunlar artık manşete bile çekilmiyor…
Ne zaman ki gazeteci dövülüyor, manşetten inmiyor.
Hürriyet’te çalışan gazetecilerin canı can da, askerimizin-polisimizin ve diğer medya gruplarında çalışan meslekdaşlarımızın, canı patlıcan mı?
•
Bendeniz bu tür saldırıları, kime, niçin yapıldığına dahi bakmadan nefretle kınıyorum…
Tabii ayırım yapanlar ve abartanlarla birlikte…


