--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çağlar ve devirler

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

İlkokula tek derslikli bir okulda başladım. Rahmetli Karoğlu (“Karoğlu” derlerdi, adı İsmail’di galiba) Dayı’nın kahvehanesi elinden alınıp okula dönüştürülmüştü. 

Bütün sınıflar tek odaya tıkışmıştık. Sıralara dörderli oturuyorduk (bir sene içinde ilkokul inşaatı bitince üç derslikli bir okulumuz oldu, hâlâ da ayakta, ama kapalı).

Henüz Lâtince okuma-yazmam yoktu. “Lâtince” vurgusu yapmam boşuna değil: Çünkü Kur’an-ı Kerim’i gürül gürül okuyabiliyordum, hatta bir yılı aşkın bir süre de hafızlığım vardı.

İlk gün okula yakın akrabam rahmetli Âdem Abi ile birlikte gittim. Beşinci sınıftaydı, yol yordam biliyordu. Sınıfa (eski kahvehaneye) girer-girmez, karşı duvara asılı renkli kâğıtlar dikkatimi çekti. Henüz okuyamadığım alfabe ile üzerlerine bir şeyler yazılmıştı. Âdem Abi’ye sordum: “Ne yazıyor?”

“Amma da meraklısın” der gibi baktı ve okudu:  Taş devri (Kaba Taş Devri-Yontma Taş Devri-Cilâlı Taş Devri)... Maden Devri (Tunç devri-Demir Devri-Bakır Devri)... Bugünkü devir (modern-uygar devir).

Hiçbir şey anlamamıştım, ama o okumaya devam ediyordu:

“Çağlar: İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ, Yakınçağ”...

İçimden oflayıp fufladığımı hatırlıyorum: “Okula gitmek amma da zor!” diye düşündüğümü de...

İlkokul inşaatı bitince, aynı tabloyu, bazı resimler ve çizimlerle süsleyerek yeni okulumun hemen girişine astılar. Okumayı sökmüştüm ya, artık rahatça okuyabiliyordum: “Devirler Tablosu”: Taş devri (Kaba Taş Devri-Yontma Taş Devri-Cilâlı Taş Devri)... Madem Devri (Tunç devri-Demir Devri-Bakır Devri)... Bugünkü devir (modern-uygar devir).

Çizimlerdeki kıllı yaratık önce dört ayak üstünde yürüyor, sonra yavaş yavaş doğruluyor, kolları kısalıyor, bacakları uzuyor, kılları dökülüyor, her çizimde yaratık biraz daha insana benziyordu... Başöğretmenimiz de ballandıra ballandıra anlatıyordu:

“Atamız maymuna benzer bir varlıktı çocuklar, mağaralarda yaşar, çiğ et yerdi. Zaman içinde bugünkü halimize geldik.”

“Bundan sonra ne hale geleceğiz peki?” diye sorduğumu hatırlıyorum, ama verdiği cevabı hatırlamıyorum; hatırlamadığıma göre aklıma yatmamış olmalı diye düşünüyorum.

Hale bakın: Ailemiz Hz. Âdem ile Havva’dan türediğimizi öğretiyor, okulumuz ise “ata” diye maymunu dayatıyordu; tepe takla olmuştum.

Neden sonra fark ettim ki, bu tasnifin dini ve millî tarihimizle bir ilgisi yoktur! Bunlar çağdaş batı düşüncesinin temelini oluşturan pozitivizmin tasniflerdir. 

İnsanı Allah’tan koparmayı esas alan bir anlayışın ürünüdür. Mesaj şudur: İnsan, din kitaplarının öngördügü gibi, Hz. Âdem ve Havva’dan gelmiyor... Önceleri maymuna benzeyen bir yaratıktı, bugünkü duruma aşama aşama geldi. Yani maymuncuk evrildi-devrildi, insan oldu çıktı (Meşhur Evrim Teorisi)...

Bunları gencecik kafalara ekmek, ilmi inançtan ayırır. Artık insan, ilmini kontrol edemez olur ve kimya adına öğrendiklerini bomba yapıp Ankara Garı’nda patlatmak için kullanır!

Bir de “çağlar” konusu var: İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ, Yakınçağ...

İlkçağ: Yazının bulunması... Ortaçağ: Roma’nın yıkılması ve Avrupa’da göçler... Yeniçağ: Bizans’ın yıkılışı... Yakınçağ: Fransız ihtilali.

Fark ettiniz sanırım: Bunlardan sadece birinin (İstanbul’un fethi) bizimle ilgisi var, diğerlerinin dini ve milli tarihimizle hiç bir ilgisi yok. 

Belki, Hz. Âdem ve Havva ile başlayıp peygamberler tarihi, Hicret, Malazgirt Zaferi ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi, dinî ve millî tarihimizin nirengi noktalarını esas alan yeni bir “Devirler ve Çağlar Tablosu” yapmamız lâzım...

Bunu yapabilmek için, önce şuurumuz ve hafızamızla Batı’ya kilitlenmekten kurtulmamız gerekiyor!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle