--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Büyük millet olmak nedir?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Biz “büyük millet”iz vesselam!

“Büyük devlet” olmak biraz teknolojiye biraz da paraya bakar; teknoloji üretip satan her devlet “büyük” olabilir.

Ama “büyük millet” olmak farklı bir şey: Öncelikle muhteşem bir tarihi mirasın üstünde oturacaksınız, imparatorluk birikiminden geleceksiniz (Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı İmparatorlukları), yoğun bir nüfusa sahip bulunacaksınız ve eğitim çağındaki çocuklarınızın hemen hemen tamamını eğitebilecek donanıma malik olacaksınız...

Ve... Dünyanın neresinde olursa olsun ezilen, dövülen, sömürülen, hor ve hakir görülen mazlum milletlere din, dil, ırk, renk ayırımı yapmadan elinizi uzatacaksınız...

Ve... Ülkelerindeki iç savaştan kaçıp size sığınan göçmenlere ülkenizin kapılarıyla birlikte yüreğinizin kapılarını da açacaksınız (Avrupalı zengin ülkeler gibi kelle sayımı yapmadan hem de)... 

Onlarla kıt imkânlarınızı paylaşacaksınız... Ekmeğinizi bölüşeceksiniz... Yani vicdanınızı menfaatlerinizin önüne koyacaksınız, büyük fedakânlıklar yapacaksınız.

“Büyük millet” olmak budur! Biz işte böyle bir milletiz. Onun için de “büyük millet”iz! Büyük milletler yok olmazlar!

Büyük milletleri terör yıkamaz (tarih boyunca muhatap olduğumuz isyanlarla yıkılmadık çok şükür)!..

Büyük milletleri ekonomik sıkıntılar pes ettiremez (kaç ekonomik kriz karşısında dimdik ayakta kaldık hamdolsun)!..

Büyük milletleri iç ve dış düşmanların ortak oyunları yıldıramaz (yılmadık, yılmayacağız inşallah)!..

İmparator Napoleon Bonaparte’ın sözünü hatırlayalım: “Türkler öldürülebilir, fakat asla mağlup edilemezler!”

Çocuklarımızı bu özgüvenle yetiştirebilirsek, kıyamete kadar hayat yürüyüşünü sürdürürüz.

İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ı (d. 17 Haziran 1682 - ö. 30 Kasım 1718) bilirsiniz. Pek çok zafer kazandıktan sonra, Polta Savaşı’nda Rus Çarı Deli Petro’ya yenilip 1500 civarında subay ve askeriyle birlikte Osmanlılara sığındı (Sultan III. Ahmed dönemi). Beş sene gibi uzun bir süre ağırlandı. Sonra ülkesine döndü. Aşağıda okuyacağınız tespitler ona aittir:

“Ruslardan kurtuldum. Ancak bugün Türklerin esiriyim. Ayağımda zincir yok. Zindanda da değilim. İstediğimi yapabiliyorum. Ama yine de tutsağım: Şefkatin, cömertliğin, soyluluğun, nezaketin tutsağıyım. Türkler beni işte bu elmas zincirlerle kendilerine bağladılar.”

“Ulusların öğretmeni” olarak ünlenen Çek bilgini Jan Amos Comenius (28 Mart 1592 – 15 Kasım 1670) da bu gerçeğin altını çiziyor:

“Türkler... dostlarına zarar vermezler. Tuttukları eli bırakmazlar. Verdikleri sözden dönmezler. İyi ve kötü günlerde dostlarını terk etmezler. Böyle bir milletle el ele vermek, yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir.”

Türkiye’nin ihtiyacı olan insan, tam da bu insandır. Bu insanı ancak uygun eğitimle yetiştirebiliriz. Peki, böyle bir eğitim verdiğimizi söyleyebilir miyiz?

Eğitim-öğretimle yakından ilgilenen biri olarak, ben bunu söyleyemiyorum. Çocuklarımızın sıralarına kitap koymadan önce, önlerine “milli hedefler” koymalıyız.

Biz ders yılı boyunca okuyacakları kitapları sıralarının üstüne koyarak görevimizi yaptığımızı sanıyoruz! Bu elbette ki önemli; ama asıl önemli olan kitapların muhtevası (içeriği). Kitaplarda ne yazıyor? Tarih kitapları bizi çocuklarımıza nasıl anlatıyor? 

Konu sadece matematik, fizik, kimya olsaydı işimiz kolaydı: İlim evrenseldir. Ancak tarih gibi, edebiyat gibi dersler “milli” olmak zorundadır. 

Bizim okuttuğumuz tarih kitapları ise yabancıları övüp yüceltirken, (Arslar Yürekli Rişard, Güzel Filip, Büyük İskender, Demirbaş Şarl, Büyük Katerina vs.), kendi ecdadına bühtan ediyor.

Yeni tarih kitapları yazma vaktidir diyerek bu yazıyı noktalarken, bir vaatte bulunayım: Bu yazıda adı geçen Demirbaş Şarl’ın bir “Türk buluşu”nu nasıl kendine mal edip, Avrupa’ya yaydığını bir sonraki yazımda inşallah anlatacağım.

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle