--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bombalar arasından cemreler düştü

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Farkında değiliz, ama 20 Şubat’ta birinci cemre, 27 Şubat’ta ikinci cemre düştü, dostlarım...

Birincisi havaya, ikincisi suya...

Üçüncüsü, 06 Mart’ta toprağa düşecek...

Peki, yüreğimize kaçıncısı düşecek acaba?

Hava ısınıyor, su ısınıyor, toprak ısınıyor...

Kışın çatlayan yüreğinden bahar fışkırmaya hazırlanıyor...

Keşke diyorum bir cemre de yüreğimize düşse ve yüreğimiz de havayla, suyla, toprakla birlikte ısınmaya başlasa...

Belki o zaman fark ederdik, aramızdaki “fark”ların aslında “renkler”imiz olduğunu...

Farklarımızın, “Ne kadar fark o kadar gökkuşağı” anlamı içerdiğini ve ruhumuzu zenginleştirdiğini...

Belki o zaman fark ederdik, hayatın hâlâ güzelliklerle dolu olduğunu...

Değişen mevsimlerin içinde saklı farklılıklarla hayatın daha yaşanabilir hale geldiğini, bu anlamda her mevsimin kendi sırrını içinde sakladığını ve vakti geldiğinde hayata kattığını...

Zıtların bir birleriyle “kaim” olduğunu; kış olmadan yazın, yaz olmadan baharın, gece olmadan gündüzün, yaşlılık olmadan gençliğin değerinin bilinemeyeceğini...

Zıtlıkların tamamlayıcı mahiyetlerini, “farkı fark” ettirici özelliklerini...

Hamd etmek için önce fark etmek gerekiyor!

Karar vaktidir sanırım...

Ya iktidar olamamış siyasetçilerin “iktidarsızlık” sendromunu olumsuzluğa dönüştüren “Batsın bu dünya” modundaki yaklaşımlarını ya da günlük gazete ve bildik televizyonların, olumsuz pencerelerden hayata bakan karamsarlıklarını esas alıp dünyamızı karartacağız...

Veyahut her oluşta saklı güzelliği görme kararlılığı içinde hayata “mü’mince” bakıp hayatın “tefekkür” ve “tezekkür” boyutunda yakalamamız gereken ihtişamın “İlahî ikram” boyutunu keşfederek “hamd” kapısından Allah’a ulaşacağız.

Seçim bize bırakılmış...

Yine de birinci hayat tarzının insanın ufkunu kararttığını, hayata olumsuz bakmanın güzellikleri ıskalattığını ve insanı hayattan keyif alamaz hale getirdiğini, bunun ise hem başarısızlığı körüklediğini, hem de dünya cehenneminde yandıktan başka, ahret cehennemini de inşa ettiğini bilmekte fayda var.

Peygamber Efendimiz, her türlü olumsuzluğun içinden güzellik çıkarabilen ve mevcut tüm güzellikleri yakalayabilen bir örnektir...

Çürümüş, kokuşmuş ölü bir köpeğin bile dişlerine dikkat çekmiş, “Dişleri ne güzel” buyurmuştu.

Köpeğin dişleri gerçekten güzeldi. Ama herkes kokuşmuşluğuna, çürümüşlüğüne dikkat kesildiği için güzel dişlerine kimse dikkat etmemişti...

Efendimiz söyledikten sonra dikkat ettiler ve Efendimize hak verdiler:

“Gerçekten de güzelmiş.”

Dünya da öyledir sevgili dostlarım; insanların elinin ulaşmadığı yerler hâlâ güzeldir...

Bakın hâlâ cemreler düşüyor... Mevsimler değişiyor... Geceler gündüze dönüşüyor... Güneş doğarken ayrı, batarken ayrı renk cümbüşünün tablolarını çiziyor... Mehtap ve gökkuşağı hâlâ çıkıyor...

Yıldızlar hâlâ dünyanın en güzel bestesinin İlâhî nağamatına (nağmelerine) uyup zikrediyor...

Yağmurun seyrine doyum olmuyor...

Cemreler de bir biri ardına düşmeye başladı ya, kısa bir süre sonra toprak canlanmaya, ağaçların damarlarına su yürümeye, bitkilerin içinde “gül ateşi” tutuşmaya başlayacak.

Bahar gelecek ve hayat alabildiğine renklenecek.

Bu rengârenkliği, bu cümbüşü fark etmemek, küfran-ı nimet (sözlüğe bakabilirsiniz) olmaz mı?

Bu güzellikleri bizim fark etmemiz ve o “fark” içinde şükretmemiz için Yaratan Kudret’e şükürsüzlük anlamına gelmez mi?

Silkinin lütfen dostlarım, silkinelim! Hayat siyasetten, ticaretten, kavgadan, savaştan ve terörden ibaret değil!..

Hayat aynı zamanda doyumsuz bir güzelliktir.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle