Biz değişmedikçe hiçbir şey değişmez
Haklılığına ve bilgisine güvenen insan kendine de güvenir... Kendine güvenen insan, ne kendini ne de temsil ettiklerini ezdirir... Ölümüne hedefine yürür!
Bu anlamda özgüven, başarıya ulaşmanın en kestirme yoludur!
En büyük sorunlarımızdan biri özgüvenimizin olmaması: Çünkü ailelerimiz ya aşırı himayeci ya da bilgisiz ve ilgisiz...
Ağaca çıkma tekniğini öğretip yükseklik korkumuzu yenmemize yardımcı olacaklarına, ağaca çıkmamamızı öğütlüyorlar...
Yüzme öğretip denizle barışmamızı sağlayacaklarına, denizden korkmamızı telkin ediyorlar.
Ağaca çıkarsak düşer bir yerimizi kırar, acı çekermişiz... Denize girersek boğulur, ölürmüşüz...
Bu telkinler yüzünden hayattan korkuyoruz. Hayattaki pek çok meşru zevki (dalında meyva yemek, yahut yüzmek gibi) yaşayamıyoruz.
Oysa korku korkuyu besler!
Kimi yöneticiler darbelere teslim olurken, kimilerinin direnip kazanması da bence özgüvenle ilgilidir.
•
Peygamberlerimizin hayatlarını okuyor musunuz? Şimdiye kadar okumuş olsanız dahi yeniden okuyun. Evinizde yoksa hemen bir tane edinin.
Bakın bakalım, aralarında, “ekmek derdine” kapılıp taviz verenler var mı?..
Ölüm gelmeden ölmeye yatanlar var mı?..
“Köprüyü geçene kadar ayıya dayı” diyenler var mı?..
“İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı” tercih edenler var mı?..
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tekerlemesine sığınanlar var mı?..
“Maslahat icabı” inançlarından, ilkelerinden taviz verenler var mı?
Hayır yok!..
Nasıl inanmışlarsa öyle yaşamışlar...
Baskı ise baskı, zulümse zulüm! Hepsine katlanmışlar. Şiddet karşısında bile itidalden uzaklaşmamışlar, suhulet ve sükünetle tebliğlerini yapmışlar.
Hatırlayın: Hazret-i İbrahim’in karşısında Nemrud vardı...
Hazret-i Musa’nın karşısında Firavun vardı...
Hazret-i İsa’nın karşısında Roma despotları vardı...
Hazret-i Âlişan Efendimizin karşısında ise başta Ebu Cehil olmak üzere, Mekke’nin tüm müşrikleri: Tüm kuvvet ve kudret sahipleri vardı...
Güce boyun eğmediler, zulme teslim olmadılar, asla pes etmediler; yılmadılar, tereddüde kapılmadılar.
Nemrud, Hazret-i İbrahim’i ateşe attı: Ateş gülistan’a döndü.
Firavun, Hazret-i Musa’yı Nil Nehri’nde boğmaya kalktı, ordusuyla birlikte kendisi boğuldu.
Roma despotları Hazret-i İsa’yı öldürdüklerini zannettiler, Hazret-i İsa semaya alındı...
Ebucehil, Hazret-i Âlişan Efendimizi doğduğu şehirden kovdu, ama kısa bir süre sonra muzaffer olarak aynı şehre dönmesini engelleyemedi.
Onlar başkalarına değil, Allah’a teslimdiler. Allah’a teslim oldukları için zahiren kaybettikleri zamanlarda bile mânen kazanıyorlardı.
Baskılar şiddetlendikçe inançlarına sarılıyor, inançlarında diriliyorlardı.
Samimiydiler...
Dürüsttüler...
Yüreklerinin en derin yerlerine kadar imanlıydılar ve inançlarında sebat etmeye kararlıydılar.
Tarih onların yaşama biçiminin haklılığını tescil etti.
Tarih bizim tabansızlığımızı da tescil ediyor. Bakalım gelecek nesiller nezdinde beraat edebilecek miyiz?
•
Rahmetin tecellisini hak etmeye çalışmak için korkularımızdan kurtulmamız lâzım...
Korkularımızdan kurtulmak demek, prangalardan kurtulmak demektir!
Çünkü korkularımız, ruhumuzu ve beynimizi kilitleyen prangalardır!
Kaldı ki, korkunun ecele faydası yoktur...
Öyleyse umutla ve cesaretle yürümeye devam.
Bilin ki, korkaklar hayatı değil, sadece korkularını yaşarlar!


