Bir bayrak, bir de Arif Nihad Asya
Şehitler tepesi boş değil, biri var bekliyor...
Ve bir göğüs, nefes almak için, rüzgâr bekliyor!
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli, tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş “meçhul asker” diye?..
Destanını yapmış, kasideye kanmış,
Bir el ki; ahretten uzanmış...
Edeple gelip birer birer, öpsün diye fâniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız...
Rüzgarını kesmesin gövdeler,
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasîdeler;
Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan dilekler yeter...
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!
Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit alkışlasınlar,
Şimdi sen söyle, söz senin...
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor!
Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzgâr bekliyor!
Destanı öksüz, sükûtu derin, meçhul askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli...
Kim demiş, meçhul asker diye?
¥
Ocak, ah Ocak! Meşhur edibimiz, muallimimiz, şairimiz Arif Nihad Asya Ocak ayında (5 Ocak) dar-ı cinana irtihal etmişti (1975)...
Bizim köşe yazarları böyle şeyleri pek hatırlamazlar. Varsa da siyaset, yoksa da siyaset! Arada bir kültür yazıları yazsalar ölürler sanki! (Kültür olmadan siyaset nasıl olur? Ayrı mevzu)...
Her zamanki gibi yine herkes unutulmaması gerekeni unuturken, bendeniz yoğun seyahatlerim ve sağlık problemlerim sebebiyle günü gününe yazamadım, buna da şükür diyelim...
Hani ülkemizin gençleri her daim imkânsızlıktan ve fırsatsızlıktan yakınırlar da başarısızlıklarının sorumluluğunu başkasına yüklemeye çalışırlar ya, “Bayrak Şairi” olarak edebiyat dünyamıza altın harflerle adını yazdıran Arif Nihad Asya onlardan değildi.
Annesi Tırnovalı Fatma Hanım, babası Tokatlı Zîver Efendi. Babasını bir aylıkken kaybeden Ârif Nihad, akrabalarının himayesinde büyüdü. Devlet okullarında parasız yatılı okudu. Bunun için çocuk yaşta gurbete çıktı. Büyük zorluklar çekti. Ama yılmadı ve hiçbir mazerete sığınmadı. Nihayet 1928 yılında Darülmuallimin-i Âliye’den (Yüksek Öğretmen Okulu) edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu. Çeşitli liselerde edebiyat öğretmeni ve yönetici olarak çalıştı. Adana ve Eskişehir milletvekilliği yaptı. Birçok dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Şiirlerinde hece, arûz ve serbest vezinleri rahatlıkla kullandı. Nazmın her tür ve şekliyle eserler verdi.
Bazı şairler (meselâ Nazım Hikmet) güzel, ama bize özel olmayan şiirler yazarken, Ârif Nihad Asya hem çok güzel, hem de bize özel şiirler yazdı. Her daim “millî” ve “yerli” oldu. İşte bu yüzden her mısrası hayat tarzımızın ve tarihsel duruşumuzun izlerini taşır. Her mısra bu toprakların sesini, soluğunu, kokusunu verir. Asya, asıl bunun için önemlidir.
Allah rahmet eylesin!


