--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Atatürkçü-laik çizgi”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Malum: Yıllardan beri her şey “Atatürkçü-laik çizgi”de şekilleniyor... 

Başta siyasi partiler olmak üzere, bu ülkede herkes “Atatürkçü”, herkes “laik”!.. 

Cumhuriyet “Atatürk cumhuriyeti”, Parlamento “Atatürk Meclis’i”, eğitim “Atatürkçü-laik eğitim”, ordu “Atatürk ordusu”...

Medya öyle, üniversite öyle, aydınların çoğu da öyle... 

Buna rağmen kimi Kemalistler (ya da Kemalist geçinenler) Atatürk’ü anlatamadıklarından, çizgisini koruyamadıklarından, ilkelerine yeterince sahip çıkamadıklarından yakınıyorlar. 

Bunda bir terslik var gibi sanki...

Devletin imkânları dâhil, kullanılan onca imkâna ve geçen onca yıla rağmen bir konu anlatılamamışsa, ortada ya bir yeteneksizlik ya da bir samimiyetsizlik aranır. 

Aslında “samimiyetsizlik” hepimiz için söz konusudur. Zira hepimiz dönem dönem zindanla, dipçik arasında yaşadık, yaşıyoruz. İdeolojik dayatmalara maruz kaldık, kalıyoruz...

Her tür dayatma insanı bozar! İnsanlar resmi beyanlarında başka, özel hayatlarında başka olmak zorunda kalırlar. O zaman da gerçek düşüncelerini açıklamak yerine, resmî görüşleri tekrarlayıp dururlar. Zamanla da durum ikiyüzlülüğe dönüşür: İçi başka, dışı başka olur insanların. 

Bunu taa ilkokul sıralarında öğrendik. Öğrendik mecburen, çünkü okulun kutsallarıyla ailenin kutsalları farklıydı. Ailenin kutsalları okulda, okulun kutsalları ailede geçmiyordu. İster istemez okulda farklı ailede farklı oluyorduk. Yani yaşımız küçük olmasına rağmen, “vaziyeti idare” etmeye çalışıyorduk. 

Aradan yıllar geçti. Geldiğimiz noktadan ne millet memnun, ne de devlet. Sürekli krizlerle boğuşuyoruz. 

Sistemin parçası olan bütün kurumlarda aşınmalar, tıkanmalar, çözülmeler, hatta çökmeler var (Tuhaflığa bakın ki, kalkınma adına Türkiye’de ne yapıldıysa, Kemalist kesimin “irticacı” saydığı iktidarlar döneminde yapıldı. Hangi yatırıma baksanız altında ya Adnan Menderes’in, ya Süleyman Demirel’in, ya Turgut Özal’ın, ya da Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası var).

Hatta çok kısa süre başbakanlık yapmasına rağmen, rahmetli Erbakan Hoca bile “havuz sistemi” gibi önemli yenilikler gerçekleştirdi.

Kemalistlerin “Atatürkçü” saydığı ve çok sevdiklerini belli ettiği isimlerin ise taş üstüne taş koyduklarını gören yok.Ne İnönü’nün köklü bir armağanı var ülkeye, ne Ecevit’in (Mesudiye köykenti hariç), ne Baykal’ın, ne de herhangi bir “solcu” siyasetçinin: Öylesine geldiler ve gittiler. Şimdiki CHP ise umut bile veremiyor.

¥

Arada bir atağa kalkmamıza rağmen,nutuklarımızı süsleyen “Atatürkçü laik Türkiye” gerekli başarıyı nedense gösteremedi. Dünkü eyaletimiz (‘lâf ola hesabı değil, daha dün denebilecek bir tarihte, 1821’de bizden bağımsızlığını kazandı) Yunanistan’a bile “yaşam kalitesi” açısından 65 basamak alttan bakıyoruz (Dünya ülkeleri arasında ise 85. basamakta duruyoruz).

Çünkü Türkiye geçmişte (otuzlu, kırklı yıllarda) yaşıyor. Türkiye’nin yolu sloganlarla, şablonlarla sık sık kesiliyor. Gereksiz tartışmalara itiliyoruz. İfrat ile tefrit arasına sıkışmışız. 

Siyasî iktidarlar hem geçmişte yaşayan etkililerle savaşmak, hem de geleceği inşa etmek açmazında, zorlanıyor... 

İmam hatip okullarının önünü açtık, ama hâlâ ders kitaplarını değiştiremedik...

Başörtüsünü Meclis’e soktuk, ama anayasayı özgürleştiremedik...

Yeni bir sürü cami yaptık, ama Ayasofya’ya ayakkabılarla girmeyi engelleyemedik...

Köprüler, otoyollar, metrolar inşa ettik, ama insan inşa edemedik!

Her büyük hamlenin önü bir şekilde tıkanıyor.

Kısacası Türkiye’nin bir “büyük inkılâb”a ihtiyacı var! Başkanlık sistemi bu yolu açabilirdi, zaten bu yüzden organize bir direnişle karşılaşıyor.

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle