Artık görüyorlar, duyuyorlar, biliyorlar!
Vahşi bir terör saldırısına uğrayıp onbeş kadar insan kaybeden Fransa, mağdurları oynuyor…
Teröre lânet elbette, ancak sıra kendisine gelene kadar bekleyip, ancak kendisi ölmeye başladığında teröre “lânet” okuyanlara “rahmet” okuyacak halim yok…
Herkes şunu merak ediyor…
Paris’te birkaç kişi teröre kurban gidince uluslararası protesto yürüyüşleri organize eden “duyarlılık”, Müslümanlar ölünce neden “duyarsız”a dönüşüp üç maymunları oynamaya başlıyorlar: “Görmedim, duymadım, bilmiyorum!”
İsrail devlet terörü Gazzelileri katlediyor!..
“Görmedim, duymadım, bilmiyorum!”
Esed, kendinden olmayan vatandaşlarını katlediyor!..
“Görmedim, duymadım, bilmiyorum!”
Terörist gruplar İslâm âlemini vuruyor!..
“Görmedim, duymadım, bilmiyorum!”
Mısır’da seçimle işbaşına gelmiş iktidarı darbeyle deviren Sisi, kitle katliamı yapıyor!..
“Görmedim, duymadım, bilmiyorum!”
Arakan’da ve Doğu Türkistan’da Müslümanlara soykırım uygulanıyor!..
“Görmedim, duymadım, bilmiyorum!”
Besleyip büyüttüğünüz PKK, 35 seneden beri Türkiye’de masum kanı döküyor!..
“Görmedim, duymadım, bilmiyorum!”
BM görmüyor, AB duymuyor, ABD bilmiyor!
Ve biz her daim ölmeye devam ediyoruz. Çünkü Müslümanız (elhamdülillah)!
Tarih boyu bu rolü oynadılar: Müslümanların katledildiğini görmediler, duymadılar, bilmediler!
Müslümanlara hayatı zehir etmek için düzenlenen haçlı orduları…
Asya ve Afrikalı garibanların köleleştirilmesi…
Kızılderililerin yok edilmesi…
Zencilerin zorla Hıristiyanlaştırılması, hayat haklarının ellerinden alınması ve yıllar boyu “hizmetçi-uşak” olarak boğaz tokluğuna çalıştırılması…
Yüz otuz yıl boyunca Cezayir’e hâkim olan Fransa’nın;
Cezayirlilerin Müslüman ve Arap kimliğini yok etmek amacıyla baskı yaptığını, Arapça ve Berberice yerine Fransızca’yı hâkim kılmaya çalıştığını…
Cezayir halkını Hıristiyanlaştırmak için yoğun misyonerlik faaliyetinin yanı sıra, her türlü baskı ve şiddete başvurmasını…
İşgale karşı çıkan kabilelerin arazilerine el koymak başta olmak üzere, her türlü ekonomik baskı metodları uygulamasını...
Fakirlere yardım eden, çoğu Osmanlı’dan kalma vakıf müesseselerine ait gayrimenkullere el koymasını...
Ülkenin en güzel bölgelerinde “sömürge yerleşim birimleri” (şimdi İsrail’in yaptığı gibi) oluşturmasını ve buralara Avrupalıları getirtip yerleştirmesini...
Yerli kabilelerin elinden zorla alınan arazilerin, Avrupalı göçmenlere bedava dağıtılmasını (yine İsrail’in yaptığı gibi)…
Bunlar yetmez gibi, 8 Mayıs 1945’te Setif ve Guelma’da 45 bin Cezayirli’nin Fransızlar tarafından katledilmesini, çok sayıda Müslümanın işkence ve kötü muamele görmesini...
II. Dünya Savaşı’nın sona ermesi şerefine, Cezayir bayrakları ile kutlama yapan Müslüman Cezayirlilerin üzerine, Fransız ordusu ile polisinin makinalı tüfek ateşi açmasını, 45.000 silahsız sivilin bir çırpıda katledilmesini...
132 yıl süren Fransız işgali sırasında 1 milyondan fazla Cezayirli Müslümanın öldürülmesini görmediler, duymadılar, bilmiyorlar!
Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika’nın, “Cezayir’de sadece insanlara karşı değil, insanların kimlikleri ve kültürlerine karşı da bir soykırım uyguladılar” dediğini de görmediler, duymadılar, bilmiyorlar!”
Ne zamanki şiddet kapılarına dayandı, “görüyorlar, duyuyorlar, biliyorlar!”


