Ar günü değil, kâr günü!
Amerikalı bir uygar/aygır, üç Müslümanı birden katlediyor, ama ne Obama’nın sesi çıkıyor, ne de “Türkiye’de devlet baskısı var” türünden makaleler yayınlayan anlı-şanlı Amerikan medyasının...
Hangi şartlar altında olursa olsun, yanlış bir Müslümanın (zira İslâm’ın özü sevgi, şefkat ve merhamettir) şiddete bulaşmasını “İslâmcı terör” sayan Batı, Müslümana yönelik her türlü şiddete “nazar-ı müsamaha” ile bakıyor...
Bu haçlı seferlerinden beri böyledir ve değişmiyor!
“Sevgi” ve “aşk”ın böyle bir yapıdan doğduğunu, böyle bir yapının aşkı ve sevgiyi kutsadığını, bu yüzden yılda bir günü “Sevgililer Günü” ilân ettiğini düşünmek bile abestir!
“Sevgi” ve “aşk”, İslâm’ın masum, mazlum, saf, temiz çocuklarıdır! Batı cinselliği, İslâm aşkı temsil eder...
Ancak Batı “aşk”a da el atmış, “sömürü” mantığı ve “kapitalist” düzeniyle onu da kirletmiştir.
Çünkü aşka “cinsellik”, sevgiye “ticaret” bulaştırmıştır.
Batılı bir hayat yaşayan çevreleri ekrana taşıyan magazin programlarına bakarsanız, ne demek istediğimi daha rahat anlarsınız.
Sözün burasında Yunus’un “aşk” ve “sevgi” algısını hatırlamak lâzım...
“Ben gelmedim dâva için/ Benim işim sevgi işi;
“Aşkın evi gönüllerdir/ Gönüller yapmaya geldim.”
Yunus’un “sevgi” ve “aşk” üzerine deyişleri ne kadar masum, ne kadar temiz, ne kadar saftır. Bir buna bakın, bir de şimdiki “sevgi” ve “aşk” söylemlerine; aralarında dağlar kadar fark var.
Yunus’un “gönüller yapma” ifadesi ile özetlediği âlemin temelinde “şefkat”, “merhamet” ve “müsamaha” gibi saf anlamlar var. Batı düşüncesinde “gönüller yapmak” şöyle dursun, hedefe (paraya) ulaşmak için kaç gönül kırdığınız, kaç yürek üstünde yürüdüğünüz, hatta kaç kişiyi katlettiğiniz bile önemsizdir...
Hedefe ulaşmak için her şey mubah!
Zaten “şefkat”, “merhamet”, “müsamaha” eksenliolarak “gönüller yapma” düşüncesinden soyutlanmış “aşk”tan geriye sadece cinsellik kalır!
“Sevgi Günü” yerine, “Sevgililer Günü” denmesinin sebebi bu olsa gerektir. 14 Şubat gününe “Sevgi Günü” diyemezlerdi; zira “sevgi”, para kazandıran bir kavram değildir!
“Sevgililer Günü” deyip hediyeleşmeyi dayattılar. Hediye=Para: Batı’da her yol paraya çıkar!
Sahi, hangi sevgi, hangi aşk?..
Afrikalı Müslüman kölelerin kemikleri üstüne para imparatorlukları kuranların aşktan, sevgiden nasibi olabilir mi?..
İki dünya savaşı çıkarıp, milyonlarca insanın katledilmesine sebebiyet verenler “sevgi”den söz edebilir mi?..
İkinci Dünya Savaşı sonlarında Dresden’de 35 bin Alman’ı çocuk, kadın, yaşlı demeden bombalara lokma yapanlar “aşk”tan bahsedebilir mi?..
“Bunlar dünde kaldı” dilenler buyursun: Türkleri cayır cayır yakan, çatır çatır öldüren Alman dazlaklara baksın!..
Gözünü kırpmadan üç Müslümanı katleden Amerikan vatandaşına baksın!..
Duyarsız kalan ABD yönetimine ve medyasına baksın!..
Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Mısır’da yaşanan katliamları sessizliğiyle onaylayanlara baksın!..
Hangi sevgi, hangi aşk gerçekten?..
Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerini iki atom bombasıyla tarihten silen “nefretin çocukları”, sevgiyi dahi kapitalist ahlâkın tüketim aracı olarak kullanıyorlar. Böylece aşkın ve sevginin her çeşidini kalbinden vuruyorlar!
Kısacası, “sevgi” ile “Batı”yı yan yana getirmek imkânsızdır. Peki, o zaman nedir bu “Sevgililer Günü?”
Tüketimi kamçılamak suretiyle, Batı kapitalizmine “yeni tüketici”ler kazandırmak için oynanan bir oyundur!
Tıpkı “Anneler Günü”, “Babalar günü” gibi, “Sevgililer Günü” de sevgiyi kutsamaktan ziyade, istismarına hizmet ediyor.
Bu oyuna gelmeyi reddediyorum!


