--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Anneler ölümsüzdür!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Annem yaşasaydı, bugün yüz on beş yaşına girmiş olacaktı...

İlk cümleyi yazar yazmaz pişman oldum: “Yaşasaydı” ne demek? Unutulmayan her insan ebediyeti yaşar. Anneler de evlatları açısından unutulmaz oldukları için ölümsüzdürler.

Ama cümleyi silmeyeceğim. Annem bende yaşasa bile herkese göre o bir ölü: Ne yaparsınız ki, “ölüm öldürülemiyor!”

İnsan ne zaman ölür biliyor musunuz? Hatıraları yüreklerden ve kafalardan silindiği zaman... 

Bu anlamda bende annemin hatıraları heptaze: Annemle müşterek hatıralarımızı çocuklarıma ve torunlarıma da aktararak aramızda yaşatmaya çalışıyorum.

O kadar ki, görseler şıp diye tanırlar.

Onu çok özledim. Hayır, eğlenceli bir anne değildi. Hatta oldukça sertti. Yedibuçuk lirasını aşırıp afiyetleyediğimi öğrendiğimde öylebir dayak atmıştı ki, kemiklerimin iliklerden ayrıldığını sanmıştım.

Şefkatini ve sevgisini tekrar kazanmak için, onun beni gördüğü her yerde günlerce ağladım...

Fakat inat etti, hep yokmuşum gibi davrandı. Çocukluğumun en zor günleriydi. Hatırladıkça içim sızlar.

Ama evin içinde veya dışında bana ait olmayan hiçbir şeye el sürmemeyi o tavır sayesinde öğrendim. O güne kadar ailedeki herşey herkesin sanırdım. Meğer değilmiş, bazı şeylerin sorumluluğu ve aidiyeti olurmuş. 

Bu kurala hayat boyu uydum.

Yaşasaydı da zararı yok, dövseydi!

Vurduğu yerde gül bitmese de “terbiye” yeşerdi. 

Biliyor musunuz, annesiz olmanın kimsesiz olmaktan hiç farkı yok! Bunu onsuz nice yıllar yaşayarak öğrendim.

Bugün annemin doğum günü: Mezarına bile gidemeyecek kadar uzakta olmanın acısıyla doluyum. Onsuz yıllar içinde yüreğimde açan tüm gülleri kucağına koyuyorum. Yanağında öpücük, dudağında gülücük olup “seni seviyorum anne” diye fısıldamak istiyorum: “Seni çok seviyorum!” 

Yaşasaydı, yaşımın geçkinliğine bakmadan başımı kucağına koyar, parmaklarından ak saçlarıma sevgi damlatmasının keyfini çıkarırdım.

Çocukluğumda yaptığı gibi tıpkı: Hayata en küstüğüm zamanları fark eder, başımı kucağına alırdı. Saçlarımın (tabii o zaman beyaz değil sarımtıraktı) arasında dolaşan parmakları ruhumu damıtır, tüm dertlerimden arındırırdı. 

Öfkesinden korkup kaçtığımda bile ona sığınırdım: “Ama anne”...

Ya dayanamaz sarılır ya da işi inada bindirip “sırnaşma” derdi, “artık seni sevmiyorum.”

Ama nasıl bir deyiş? Öyle bir deyiş ki, “sevmiyorum” sözcüğü, kulağıma gelene kadar “seviyorum” sözcüğüne dönüşürdü. Beni asıl ilgilendiren sözleri değil, gözleriydi: Ağzı “sevmiyorum” derken bile gözleriyle severdi. 

Mezartaşına her sarılışımda “Seni çok seviyorum annem” diye fısıldamam bu yüzdendir. Biliyorum beni duyuyor. 

Duyduğu için de mezartaşının soğukluğunu ana yüreğiyle ısıtıp çepe çevre sarıyor: “Seni gidi yaramaz, seni son gözağrım!”

Bunu söylerken eskisi gibi parmağını sallıyor mu, sallamıyor mu bilmiyorum; sadece ruhunu ruhumla bütünlediğini hissediyorum.

“Anneler ölmez” demem işte bu deme!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle