Anneciğimin aziz hatırasına!..
Annem yaşasaydı yüz on küsur yaşında olacaktı. Yaşasaydı ne eğlenirdik ama… Yaşımın geçkince oluşuna bakmadan başımı kucağına koyar, parmaklarından saçlarıma sevgi damlatmasını keyifle izlerdim.
Çocukluğumda yaptığı gibi yaptı: Hayata en küstüğüm zamanları fark eder, başımı kucağına alırdı. Saçlarımın arasında dolaşan parmakları ruhumu damıtır, tüm dertlerimden arındırırdı.
Her defasında mezar taşına sarılırken, “Artık ağlamıyorum anne” diyerek gülümserim, “bak büyüdüm, kocaman adam oldum, olura olmaza ağlamıyorum artık.”
Mezarından fısıldar kulağıma: “Sen büyümezsin ki, hep çocuksun ki sen! Benim küçük bebeğimsin.”
Öyleyim gerçekten, en iyisini iyi anneler bilir… Öyle olmasaydım, mezar taşı soğukluğunu tenimde hissederken, ruhumda ana yüreğinin sıcaklığını hisseder miydim? Ferahlarım.
Annem “Anneler Günü” filan bilmezdi, sadece bana ve kardeşlerime sarılıp kokladığında anneliği daha derin yaşadığını fark ederdim.
Mezarına her gidişimde, hasretimi fısıldarım dakikalarca: “Her halinle yüreğimde tütüyorsun anneciğim, her halini özledim” derim, “kollarını sonsuz sevgilere açar gibi açıp sonsuz sevgileri kucaklar gibi beni kucaklayışını özledim… ‘Seni gidi yaramaz’ derken, zor tuttuğun gülüşünü, ‘seni seviyorum’ deyişini, sarılıp öpüşünü özledim… ‘Son gözağrım, koca adamım’ diye diye parmaklarından saçlarıma şefkat döküşünü özledim… ‘Koccaman sarıl bakiim’ derken, beni içine çeker gibi iç çekip koklayışını özledim!”
Sana sarılmayı, seni koklamayı, sana şımarmayı, yüreğini okumayı özledim anacığım! Seni satır satır okumayı özledim!
Topraktan eli uzanacak, saçlarımda parmakları dolaşacak diye beklerim olmayacağını bile bile. Hasret böyle bir şeydir demek ki, imkânsızı mümkün gösteriyor.
•••
Annesizliğimin üzerinden yıllar geçti. Onsuzluğunu yine onunla yaşadım. Yıllarla soludum sevgisini annemin, zaman geçtikçe daha derinden hissettim onu yüreğimin orta yerinde, daha dramatik boyutlarda aradım varlığını.
Anneme annelik çok yakışırdı. “Annem” dediğimde kraliçeler gibi taçlandığını hissederdim.
Aslında her kadına yakışır, annelik: Çocuk dünyaya getirsin getirmesin, her kadın ve kız annedir. Çünkü annelik “kadın” kimliğinin içindeki bir oluştur: “Kadın” olmadan “anne” olunmaz ki…
•••
Ölümüne yakın günlerde ağrılar içinde kıvranıyordu.
Başı kucağımda, eli elimdeydi. Bir süre öyle kaldıktan sonra, henüz duyulur bir sesle sormuştu:
“Yoruldun mu?”
Birden gözlerimden yaşlar boşalmıştı. Annem ağrılar içinde bile beni düşünüyordu: Benim rahatımı, istirahatımı… O halinde bile evladıyla meşguldü. Anneliğin ne anlama geldiğini ancak o zaman anladım. Ne yazık ki, bunu anlayana kadar iş işten geçmiş, onu kaybetmiştim.
Hayatın en özel güzelliği hayatımdan çıkıp gitmişti! Ondan geriye ölümsüz yüreği kaldı... Yüreği benimle yaşıyor…
Anladım ki, anneler ölür, ama yürekleri asla ölmez!


