--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Anadolu’nun yüreği

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Yazmıştık ya, Anadolu Müslümanlığının manevî muhafızı olarak rahmetle yâd ettiğimiz Hacı Bayram-ı Velî, Koyunluca Ahmed isimli bir köylünün oğludur. 

Asıl ismi Numan olduğu halde, mürşidi Hamid-i Aksarayî ile ilk defa bir kurban bayramında karşılaşmasının hatırasına, mürşidi tarafından “Bayram” mahlası verilmiştir. “Bayramiyye Tarikatı”nın kurucusudur. 1429’da, 78 yaşlarında vefat etmesi yalnız Sultan II. Murad’ı değil, bütün İslâm âlemini derin bir eleme gark etmiştir. Türbesi Ankara’da Zülfazıl (şimdiki adı Solfasol) semtindedir. Eksilmeyen şükran duygusuyla millet, türbesini ziyaretgâh yapmıştır.

Ölümünden sonra tarikat, müridleri Akşemseddin ve Bıçakçı Ömer Dede (Şeyh Emir Sikkinî) tarafından iki kol üzerinden devam etti. 

Hacı Bayram-ı Veli, “zenginler ve yoksullar” olarak toplumu iki sınıfa ayırır ve iki sınıfın arasında köprü olma görevini kanaat önderlerine verir.

Kendi döneminde yoksulların sosyo ekonomik güvenliğinin sağlanmasını bizzat üstlenmiştir.

Özellikle üç aylarda müridleriyle birlikte Ankara’nın ticaret merkezlerini dolaşır, dükkân sahiplerinden zekât ve sadaka toplardı. 

Toplanan paralar bir yardım sandığında biriktirilir, ramazan örtalarında önceden belirlenmiş kimsesizlere, yaşlılara, dul ve yetimlere, evlenme çağına geldiği halde yoksulluktan evlenemeyenlere, kitap alamayacak kadar fakir öğrencilere, kısacası ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı. 

Ayrıca, Hacı Bektaş-i Veli geleneğine uyarak, o da, tekkesinde günün her saatinde kazan kaynatır, burçak çorbası pişirirdi.

Gelen geçen, zengin fakir, büyük küçük, kadın erkek herkes buyur edilir, çorba verilirdi.

Hacı Bayram tekkesinde her gün sabah ve yatsıdan sonra zikir meclisi kurulur, öğle namazından önce ve sonra ise tekkeye gelen herkese tefsir, fıkıh, hadis, kelam hatta tasavvuf dersleri verilirdi. 

Toplumun eğitimi bu şekilde gerçekleştirilir, Peygamberimizin, “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” emri hayata geçirilirdi.

Biliyorsunuz, Sultan II. Murad, Hacı Bayram-ı Veli’nin namını duymuş Edirne’ye davet edip, ilim ve maneviyatına fevkalade hürmet göstermiş, Eski Cami’de vaazettirmiş daha sonra da tekrar Ankara’ya uğurlamıştı.

Hacı Bayram-ı Velî, giderayak Sultan II. Murad’a bir mektup verdi. Özetle şunlar yazıyordu:

“Teb’an içinde herkesin yerini tanı, ileri gelenlere ikrâmda bulun. İlim sâhiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Halka yaklaş fâsıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Hiç kimseyi küçümseme ve hafife alma. İnsanlığında kusûr etme, sırrını hiç kimseye açma, iyice yakınlık peydâ etmedikçe, kimsenin arkadaşlığına güvenme. Cimri ve alçak insanlarla ahbaplık kurma. Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir veya insanlarla aranızda bâzı meseleler görüşülürse, yâhut onlar bu meselelerde senin bildiğin hilafını iddiâ ederlerse, onlara hemen muhâlefet etme. Sana bir şey sorulursa, ona herkesin bildiği şekilde cevap ver. Sonra bu meselede şu veya bu şekilde görüş ve delillerin de bulunduğunu söyle. Senin bu türlü açıklamalarını dinleyen halk, hem senin değerini, hem de başka türlü düşünenlerin değerini tanımış olur. Sana bu görüş kimindir? diye sorarlarsa, fakîhlerin bir kısmınındır, de. Onlar, verdiği cevâbı benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa, senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler. “Seni ziyârete gelenlere ilimden bir şey öğret, böylece faydalansınlar. Herkes, öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umûmî şeyleri öğret, ince meseleleri açma. Onlara güven ver, ahbaplık kur. Zîrâ dostluk, ilme devamı sağlar. Bazen de onlara yemek ikrâm et. İhtiyaçlarını temin et. Onların değer ve îtibârlarını iyi tanı ve kusurlarını görme. Halka yumuşak muâmele et, müsâmaha göster. Hiçbir kimseye karşı bıkkınlık gösterme, onlardan biri imişsin gibi davran.” 

Hey gidi günler hey!..

Âlimlerin yöneticilere nasihat ettiği, yöneticilerin âlimleri can kulağıyla dinlediği muhteşem günler geride kaldı…

Şimdi herkes bildiğini okuyor. Bendenize de, “Keşke bilmediklerimizi okusak” demek kalıyor!

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle