Aktif yaşlılık
Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar Seferi’ne hasta çıktı. Üstelik yetmişini çoktan geçmişti. At sırtında duramıyordu. Sefere çıkmasaydı, kimse onu zorlayamazdı. Buna rağmen çıktı. Zafer müjdesini yatakta bekleyemedi. Fetihten bir gün önce de öldü. İstanbul’a tabut içinde döndü…
Koca Sinan, muhteşem eseri Selimiye’yi yaptığında 83 yaşındaydı. Tek bir gün bile işini ihmal etmedi, cami inşaatının yanından ayrılmadı…
Köprülü Mehmed Paşa, Sultan Dördüncü Mehmed döneminde 70’li yaşlarda sadrazam olduğunda, “Devlete genç bir serdar lâzım” dediler, “Paşa Baba ise yerinden kalkamayacak kadar ihtiyardır.”
Ama devleti uçurumun kenarından aldı, âdeta yeniden inşa etti...
Kanije savunmasının yıldız ismi Tiryaki Hasan Paşa, Savunmayı zafere dönüştürüp destanlaştırırken, tam 71 yaşındaydı…
Cezzar Ahmed Paşa ise, Akkâ’da Napolyon Bonapart’ı yendiğinde seksenli yaşlardaydı. Genç Fransız generali ilk yenilgisini bu “ihtiyar serdar”dan aldı: “Akkâ’da durdurulmasaydım bütün doğunun hükümdarı olurdum” demek zorunda kaldı.
***
“Genç Emekliler Ordusu” gittikçe büyüyen Türkiye’nin bu isimleri, özellikle de Köprülü Mehmed Paşa’yı hatırlamasında fayda var...
Sadrazamlığa getirildiğinde yetmiş yaşı devirmişti. Devlet isyanlarla, karışıklıklarla çalkalanıyor, onbeş yaşlarında bir genç olan Sultan IV. Mehmed ise çaresizlik içinde kıvranıyordu…
Dirayetli bir sadrazam bulma ümidiyle bazen günde iki sadrazam değiştirdiği bile oluyordu.
1657 yılıydı…
Padişah, aradığını hâlâ bulamamıştı…
Devlet çarkı neredeyse durmuş, karışıklıklar sarayın içine kadar girmiş, rüşvet dal budak salmıştı.
Köprülü Mehmed Paşa bu şartlar altında sadrazam oldu…
Ne yakındı, ne de yüksündü: Bütün gücüyle icraata başladı…
Fakat daha ilk günlerde, devleti kendi ikballeri istikametinde kullanmak isteyen bir güruhun itirazıyla karşılaştı:
“Yaptıkları töresizliktir, bu gidişte ısrar ederse devletin muvazenesi bozulur” dediler.
Bozulan kendi muvazeneleriydi ve Köprülü bunu çok iyi biliyordu. Ne var ki, seslerini Padişah’a kadar ulaştırmışlar, hatta Padişah’ı kısmen de etkilemişlerdi:
“Böyle zamanda devlete genç biri sadrazam lâzımdır, oysa Köprülü Paşa’mız yerinden kalkamayacak kadar ihtiyardır; yarın öbür gün emr-i hak (ölüm) beklediği için de işleri aceleye getirmekte, bu yüzden eline yüzüne bulaştırmaktadır” diyorlardı.
Gencecik Padişah, Sadrazam Köprülü’yü huzuruna çağırdı:
Şikâyetlerin ayyuka çıkmasından söz ederek, bazı icraatlarını zamana yaymasının daha doğru olacağını söyledi…
Buna Köprülü’nün verdiği cevap son derece sertti:
“Hükûmet idaresi başkalarının (yani padişahın) elinde olunca, iş görmek mümkün değildir. Benim yaptığımı başkaları bozmak isterse, devlette fesat olur. Ruhsat verirseniz, sadrazamlıktan çekilmek isterim.”
Sadrazamlık mührünü öpüp başına koyduktan sonra, Padişah’a uzattı:
“Buyurunuz Mühr-i Hümâyununuzu Hünkârım, artık benden daha elyak olana verursuz.”
Bereket versin Sultan IV. Mehmed, yaşlı sadrazamın istifasını kabul etmeme basiretini gösterdi. Bir daha işlerine karışmayacağına dair söz verdi. Güvenini tekrar belirtti ve hattâ yetkilerini arttırdı.
Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa, dört yıl daha yaşadı. (1661’de öldü). Bu süre içinde kendisinden önce sadrazam olan nice gencin yapamadığı icraatlar yaptı. Uçurumun kıyısından aldığı devleti derleyip toparladı. Zafer yollarını tekrar açtı. Venedik Donanmasını Çanakkale Boğazı’ndan kovup Limni Adası’nı geri aldı.
Bugün hiçbir tarihçi, “İhtiyar Köprülü’nün yerine filanca genç sadrazam olsaydı daha iyi olurdu” diyemiyor.
“Kıssa” benden, “hisse” sizden olsun!


