Akıllı eşyalar arasında aklımızı kaybettik!
Öyle gelişmeler yaşıyoruz ki, akla, mantığa sığmıyor…
Oysa sınıflara “akıllı tahta” koyduk!..
Öğrencilere “akıllı” tabletler dağıttık!..
Uzun zamandır, “akıllı kalem”le imzamızı atıyoruz.
Bilgisayarlarımız “akıllı”, telefonlarımız “akıllı”, saatlerimiz “akıllı”, arabalarımız “akıllı”, çamaşır-bulaşık makinelerimiz “akıllı”, televizyonumuz-radyomuz “akıllı”, seccademiz “akıllı” (namazları artık seccade kılıyor),hatta evlerimiz bile “akıllı”…
“Akıllı” eşyalar arasında, aklımızı mı yitirdik ki, “akılsızca” işler yapıyoruz?
Şu vurup kıranlar, yakıp yıkanlar, çalıp çırpanlar, darbeye kalkanlar, trafikte zikzak yapanlar, her farklı fikri damgalayanlar, uzaylı mı?
•
Eskiden bunların hiçbiri yoktu: “Akıllı tahta”, “akıllı tablet”, “akıllı bilgisayar”, “akıllı telefon”, “akıllı saat”, “akıllı araba”, “akıllı ev eşyası”, “akıllı seccade”, “akıllı ev” nedir bilmezdik.
Eşyalar akılsız, insanlar akıllıydı!..
Eşya insana değil, insan eşyaya hükmederdi.
Her sorunun cevabı Google’da aranmaz, önce evdeki büyüklere, olmazsa mahalledeki “bilge” insanlara sorulur, böylece hem gençlerle yaşlılar arasında “bilgi” köprüsü kurulur, hem de “iletişim” sağlanırdı.
Kısacası, nesiller arasında, soru ve cevaplardan oluşan sıcacık köprüler kurulurdu. Sohbet “muhabbet”e dönüşür, sağlam iletişimin temelleri atılırdı…
Eşyalar akıllandıkça, insanlar aklını yitirip eşyanın güdümüne girdi. Bu da bir nevi “esaret”tir, ama pek çoğumuz farkında değiliz.
Uzun zamandan beri Google, çocuklarımızın annesi-babası, ninesi-dedesi, amcası-dayısı, abisi-ablası ve hocası oldu…
Doğal olarak Google’a duyulan saygı, insana duyulan saygıyı geçti…
Sevgi mesajları, bayram tebrikleri bile oradan aktarıldığından, yürek köprüleri kurulamıyor.
Gülümseme sünnetini unuttuk: Birbirimizin yüzüne gülümsemek yerine, gülümseyen suratlar gönderiyoruz… Gülme yerine de neredeyse kahkaha efekti kullanacağız!
Aşklar bile sanal; evlilikler ise artık televizyonlarda yapılıyor!
Yalnız bir sorun var: Bizim yerimize Google yaşamaz hayatı; çocuklarımızı da televizyon ve internet yetiştirmez.
Çevre ve hayatla aramızdaki iletişim koptu…
Anne-babanın, öğretmenlerin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın işi çok zor!
“Teknoloji” hayatı kolaylaştırır, ama “insan” yetiştirmez.
Bugünkü eğitim teknolojisinin çok ötesine geçip, okullarımızın duvarlarını, döşemelerini, tavanlarını, kapılarını “akıllı” yapsak bile işe yaramaz…
Öğrenciye “öğrenme” arzusu, öğretmene “öğretme” azmi, anne-babaya sorumluluk veremedikten sonra, hiçbir şey değişmez.
Binaenaleyh, önce ailenin, sonra Milli Eğitim camiasının akıllanması gerekiyor!
Ailenin “doğru insan” yetiştirmek gibi ulvi bir amacı olmalı…
Devlet, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bu ulvi amaca hizmet etmeli…
İnkâr etmiyorum. Hükümetin niyeti halis. Eğitim-öğretim alanına önemli yatırımlar yaptı. İlk defa bu iktidar döneminde eğitim bütçesi, savunma bütçesini geçti…
Babacan bakanımızın hedefleri var, çabalarına da şahidiz.
Belli ki yetmiyor. Belki camia hantal, belki derece hesabı yapan memurlar çoğunlukta, belki emeklilik için gün sayan yöneticiler sisteme hâkim…
Bilmiyorum, ama çocukluğumun “muallim” figürünü mumla arıyorum.
Bize öncelikle “insan” olmayı öğretirlerdi.


