--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ahkâm kesmekte acele etmeyin!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Bazıları AK Parti’nin bittiğini söylüyor: “Büyüsü bozuldu”, “yaldızı döküldü”, “cazibesini yitirdi”, vaktiyle DYP ve ANAP’ın başına gelen, AK Parti’nin de başına geldi” diyorlar ve ahkâm üstüne ahkâm kesiyorlar...

Tarih diyor ki: “Ahkâm kesmekte acele etmeyin! Zira tablo henüz ‘oluş’ aşamasındadır, ‘oluş’ sonuçlanmamıştır”... 

Hatırlayalım: Peygamber Efendimiz’i Mekke’den hicret zorunda bırakanlar, bir daha asla geri dönemeyeceğini düşünüp bayram ediyorlardı: Geri döndü...

Ankara Savaşı (1402) sonrasında Osmanlı Devleti’ni tarumar eden Timur Han, “Osmanlı’nın sonu geldi” diyerek Semerkand’a dönmüştü. Osmanlı o tarihten elli sene sonra İstanbul’u fethedip imparatorluğa yükseldi.

Tarihin içinde böyle onlarca örnek var. Sözün özü, “Dereyi görmeden paçaları sıvamamak lâzım!”

Tarihi olayları sıralamak yerine, Lao Tzu’nun meşhur hikâyesini aktaracağım... 

Yaşlı ve fakir Çinlinin güzel bir atıyla genç bir oğlu varmış. Bütün varlığı bunlardan ibaretmiş. Hele atı öylesine muhteşemmiş ki, namını Kral bile duymuş, kendisine satması için servet teklif etmiş. Fakat ihtiyar satmamış.

Bir sabah bakmış ki, ahırda at yok. Aramış-taramış bulamamış. Köylülere haber salmış belki görmüşlerdir diye, fakat görden olmamış. Köy halkı, ihtiyarın başına toplanıp ahkâm kesmeye başlamış: 

“İnat etmeyip atını Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın...” 

“Karar vermek için acele etmeyin” demiş ihtiyar köylü, tevekkül içinde; “sadece ‘at kayıp’ deyin, çünkü gerçek budur. Ondan ötesi sizin yorumunuzdur. Bir kere, atımın kaybolması, şans mı, yoksa şanssızlık mı, bilmiyoruz.”

Köylüler, ihtiyarın bunadığını düşünüp kahkahalarla güle güle dağılmışlar.

Aradan 15 gün geçmiş geçmemiş, at, ansızın eve dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmişmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu duyan köylüler ihtiyarın başına toplanıp özür dilemişler.

“Sen haklı çıktın. Atının kaybolması meğer hayırmış. Bu sayede bir at sürüsü sahibi oldun.”

“Karar vermekte gene çok acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar, “sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Çünkü olayın ancak bu kadarını biliyoruz...”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden, “Bu herif sahiden de bunadı” diye geçirmişler... 

Bir hafta sonra, ihtiyarın tek oğlu, vahşi atları terbiye etmeye çalışırken, düşüp bacağını kırmış. Evin iyi-kötü geçimini sağlayan delikanlı, yatağa mahkûm olmuş. Köylüler gene gelmişler ihtiyara: 

“Bir kez daha haklı çıktın” demişler, “vahşi atlar olmasaydı, oğlunun bacağı kırılmayacaktı. Artık sana bakacak kimse kalmadı.”

İhtiyar: “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş, “tamam, oğlum bacağını kırdı. Olay budur! Gerisi sizin verdiğiniz hükümdür. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat küçük parçalar halinde gelir, bir parçasına bakıp karar vermemek lâzım. Bundan sonra neler olacağını kimse bilemez.”

Birkaç hafta sonra, savaş çıkmış. Düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırıya geçmişler. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün genç erkekleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... 

“Bu konuda da haklı olduğun ortaya çıktı” demişler, “oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, bir daha asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, şanssızlık değil, şansmış meğer...”

“Siz görünüşe göre karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar, “oysa bundan sonrasının hayır mı, şer mi olacağını ancak Allah bilir... Duruma göre, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Hepsi bu... Bunu söyleyin, ama geleceğe ilişkin hükümler vermeyin...”

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle