Tükenen Değerler ve Çözülen İlişkiler(2)
Dijital kültürde aile: sosyal medya, mahremiyet ve ilişki biçimlerinin dönüşümüne götürülüyor. Bu bağlamda dijital aile düşüncesi, gerçek hayatın/yaşamın çatışmalarını, kırılganlıklarını ve sıradanlıklarını dışlayarak, idealize edilmiş bir mutluluk algısına/anlatısına dönüşmektedir. Mutlu pazar kahvaltıları, tatilde gülümseyen ebeveyn portreleri, kusursuz dekore edilmiş çocuk odaları gibi sahneler, ailenin birlikte olma hâlinden çok, birlikte nasıl göründüğüyle güzel fotoğraf vermesiyle ilgilidir. Bu tür görsel üretimler yalnızca bireysel tercihlerle değil; platformların bir amacı gerçekleştirmek için izlenen mantıksal, sıralı ve adım adım talimatlar bütünü olan algoritma kurallarına dayanan yapı yerleştiriliyor. Kur’an-ı Kerim’de fıtrat, insanın doğasına Allah’ın döşediği muhteşem altyapıdır. İnsanın tek doğal boyası budur; onun üzerine sürülen tüm boyalar sentetiktir. Zımnen: Müslüman olmak bir başka boyayla boyanmak değil, sentetik boyaları atıp kendi öz boyasına dönmektir. Bu yüzden İslâm’a dönüş öze dönüş, kendine geliştir.)
Bir deneme sahip oldu. Böylelikle “umut”tan “trajedi”ye uzanan süreç de hızla oluşmaya başladı. Bu süreç, özellikle bireysel görünümler, eğlence sektörü, yaşayış tarzı ve ahlaki değerler açısından incelenmelidir. Böylelikle, bugüne uzanan sürecin, özellikle de 20. yüzyılın ikinci çeyreğindeki hâkim/egemen zihniyet ve uygulamaların tarihi ve toplumsal temellerini belirleme ve görme imkânı elde edilebilecektir.
Yeni Düzenin Sosyal Boyutu: Eğlence ve Gösteriş
Yüzyılı aşkın bir geçmişe sahip batılılaşma girişim ve istekleri, 19. yüzyıl itibarıyla önemli bir değişime uğramıştır. Tutum ve davranışlarıyla, kılık-kıyafetiyle, zihniyet ve hayat tarzıyla Avrupalı bireyler ve toplumlar gibi olma çaba ve girişimleri, eğitimde, ekonomide, yasal ve idari yapıda gerçekleşmesi planlanan ve arzulanan tüm değişikliklere oranla çok daha baskın bir özellik hâline gelmiştir. Bireysel görünümlerle ve yaşayış tarzıyla Avrupai olma isteği Osmanlı sosyetesini ve bu kesimlere özenenleri bir sel misali önüne katıp sürüklemeye başlamıştır. Bu anlamıyla Avrupailik veya dönem isimlendirmesiyle alafrangalık, başta İstanbul ve Selanik olmak üzere Osmanlı’nın Avrupa’ya açılan büyük şehirlerinde, bu şehirlerin özellikle de bazı semtlerinde egemen olmuştur. Eğer tüm bu gerçekleşenler için bir zaman eşiği tayin etmek gerekirse, Tanzimat, sürecin şekillenişinde önemli bir eşiktir. Çünkü Tanzimat ile birlikte Osmanlı üst düzey yöneticileri ve sosyetesi zihniyetleri, görünümleri ve yaşayış tarzları ile kendilerini toplumun kahir ekseriyetinden ayırdılar. Dolayısıyla Tanzimat, tüm kurumları ve kuruluşlarıyla batılılaşma anlayışının üst yönetim kadrosu tarafından paylaşıldı. Osmanlı’nın yıkılışı, kendi medeniyetimizden uzaklaşmamız, Cumhuriyetin ilanıyla başlayan millî ve manevi değerlerimizle irtibatı koparan, dünya tarihinde görülmemiş bir özünden uzaklaştıran inkılaplar aile hayatına en büyük darbeyi vurdu. Çeşitli isimler konsa da taklit, özenti, lüks israf, konfor, rehavet, vs. arçlar amaç hâline getirilerek ekonomik hayat temele oturtuldu.
Avrupa’yı örnek alarak devletin ve ülkenin gelişip güçlenilebileceği inancının yönetim kadrosunun ortak inancına dönüştüğü bir dönemi temsil ettiği kadar, bireysel tutum ve davranışlarda, hâl ve hareketlerde, görünüm ve yaşayış tarzında da Avrupai olma isteği, kendi kimlik ve şahsiyetimizi öldürdü. Başkasının ağzıyla yemek yiyen, yapımıza göre değil, giydiklerimize göre yapı meydana getirildi. Adeta elbiseye uymayan organlar kesilerek.
Devam edeceğim İnşallah…
(Celalettin Vatandaş’ın Aile Yorgunluğu Tükenen Değerler ve Çözülen İlişkiler kitabından istifade edilmiştir)







