--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsanlık fitne ve fesat ile karşı karşıya

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
8

 

Daveti, yapmazsanız, tevhide çağırmazsanız, imanı yaymazsanız, insanlık fitne ve fesat ile karşı karşıya gelir. Ey Müslümanlar, siz insanlığın muhafızlarısınız, kâinatın zübdesi ve efendilerisiniz, insanlığın rahat ve huzuru sizlere bağlıdır. Davet, süreklilik isteyen bir hizmettir. Minber ve kürsülerden abdest, namaz, teyemmümden bahsedildiği halde, bütün peygamberlerin en öncelikli görevi olan davet ve tebliğ az işlenmektedir. Oysa ikisi de farzdır. Müslüman kendini Allah’a adayan kişidir. Bu sebeple O’nun rızası dışında bir iş yapmaz. Diğer bir anlatımla; Müslüman nefsini, malını cennet karşılığında Allah’a vermiştir. Mesela çocuklarımızdan birinin hasta olduğunu düşünelim, onu bırakıp gezmeye, eğlenmeye plaja, sahile gider miyiz? 

Keza, evimize bir yangının düştüğünü düşünelim. Ev, alevler içinde yanarken başka bir şeyle oyalanır mıyız? Hasta çocuğumuzu ve yanan evimizi kurtarmak için her şeyimizi vermez miyiz? Davet bütün varlığımızı kaplamalı, suyun ağaçta, kanın vücutta yayılması gibi hayatımızı kaplamalı, nutuk ve söylem yerine inanç ve akide haline dönüşmeli, hiçbir an hatırımızdan çıkmamalıdır. Ömür Allah’ın en büyük nimetlerindendir, emanettir. Rabbimize, nefsimize toplumumuza ve hatta sahip olduğumuz hayvanların da ömrümüzde hukuku vardır. İnsanları doğruya davet etmekle ilgilenmek, peygamberlerin yöntemidir. Onlar, irşadı inzivaya tercih ettiler. Halkın arasına korkmadan çekinmeden katılmak, kahramanların mesleğidir. Davetçi asla insanlardan çekinmez. İlaç, çare ve kurtuluş programı onun yanındadır. Müslümanları ilgilendiren bir olayı hatırlıyor ve hatırlatıyorum. 

Camide ayakkabısı çalınan arkadaşımın dikkatle reaksiyonunu bekliyorum. Arkadaşım bir takunya geçiriyor ve diyor ki: “Benim, ayakkabılarımı cemaatle namaz kılmaya gelen bir Müslüman almadı. Benim ayakkabılarımı bir hırsız çaldı. Şeytanın bacağını kırmak için bu camiye daha sık geleceğim.” Ve Kapalıçarşı’ya koşuyoruz, hemencecik bir ayakkabı almak için. Macerayı anlayan ayakkabıcı, arkadaşımın davranışını tasdik ediyor ve diyor ki: “Ben daha ileri giderek söyleyeyim, Müslümanlıkla Müslüman birbirinden farklı şeylerdir. Bu ikisini tefrik edemeyen çok bunalır ve izah güçlüğüne düşer. Ama bu farkı bildiniz mi, değil böyle basit hırsızlıkları, İslam’ın ruhunu çalıp kendi menfaatlerine ve hırslarına alet etmek isteyenler bile sizin için mesele olmaz.” 

Düşünüyorum da insanları mizaçlarının esiri görüyorum. Görüyorum ki, mizaçları bazen insanların hareket tarzını her şeyden daha fazla tayin etmektedir. Hatta dini hükümlerden de. Hatta herkes dini hükümleri kendi mizacına göre tefsir etmekte yahut değerlendirmekte. Hatta mizaçlarını din zannedenlere dahi rastlamak mümkün. Akıl almaz bir sır. Bir muamma. Bunu en güzel anlatımını Bektaşi’nin “Siz zenginler zekâtı ve haccı, biz fakirler de namazı ve orucu kaldırdık, geriye İslam’ın şartı olarak sadece kelime-i şahadet kaldı” esprisinde görebiliriz. Ne mutlu o zengine ki, zekâtını fazlasıyla verir, ne mutlu o fakire ki, namazını ve orucunu ihmal etmez. Bir de çevreye göz atalım.

Müslüman ve Çevre

Kötü çevreden yılandan sakınır gibi sakınınız. Unutmayınız ki kötü çevre, engerek yılanından daha beter zehirler. 

İnsan hayatı her zaman sakin değildir. Bazen bu denizde fırtınalar kopar. Böylesi durumlarda size, sığınılacak bir liman olacak dostlar edinilmeli.  Öyle dostlar ki, düştüğünüzde kaldıracak, tökezlediğinizde tutacak ve hatta dizleriniz tutmaz olduğunda sırtına alacak. 

Bireysel saldırıya bireysel savunma yapabilirsiniz. Ancak toplumsal saldırıya karşı bireysel savunma işlemez. Toplumsal savunma yapabilmek için karşı-toplum oluşturmak zorundasınız. Caddelerin, yığınların ruhunuzun üzerindeki olumsuz etkisinden arınmak için, vizesiz, pasaportsuz kendinizi kaldırıp atacağınız gönül okyanusları tedarik edilmeli. Gönül dünyamızın sınır tanımadığı da unutulmamalı.  

Müslüman girdiği çevreye uyan değil, girdiği çevreyi inancına uydurandır. Bu anlamda etken ve etkin insandır. Eğer etken olabiliyorsanız, imanınız iktidarda demektir. Son yüz senedir de iktidar olundu ama muktedir olunamadı. 

Kötülüğü yaşayarak öğrenmeye kalkmayınız. Bu, ölümü denemeye benzer. “Bir kez ölümü deneyeyim, eğer hoşuma gitmezse bir daha ölmem” diyemezsiniz. Günah denenmez. Herkes için kötü olan, sizin için de kötüdür. Kötünün ve iyinin belirlenmesinde Allah’a itimadınız tam olsun. Zaten iman da bu değil midir?

Sadece insani değil tabii çevrenize de ihtimam gösteriniz. Biliniz ki tabiatla aynı dine mensupsunuz. Onlar şuursuz din kardeşlerinizdir. Bir ağacı keserek kıyamına, gereksiz yere zararsız bir hayvanı telef ederek rükûuna, bir bardak suyu israf ederek secdesine engel olmayınız. Doğal çevre Allah’ın size emanetidir, ona ihanet etmeyiniz. 

Dünyadaki tüm rezervler gerçek bir “rızık” tır. Rızkınızı kesbetmek helal, israf etmek haramdır. Irmak kıyısında abdest alırken dahi suyu israf etmemeyi öğütleyen bir din olan İslam’ın bu hassasiyetinin dünyevi hikmeti günümüzde olanca çıplaklığıyla kendini göstermektedir. Öyle ki, parasını ödeyerek dahi olsa, bir İstanbul’lunun israf ettiği bir kova su, bir başka ailenin hakkına tecavüz olabilmekte, dolayısıyla israfın haramlığının hikmeti hayatımızda tecelli etmektedir. İslâm sadece camide yaşanan bir din değil. Şunu iyi düşünelim: İslam’ı yaşamak, hayatı yaşamaktır; hayatı İslam’a göre yaşamaktır.

 

Yorumlar

(8)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

yaşar değirmenci

28 Ocak 2024 22:45

En sevdiğim yazar sizsiniz. Tüm yazarlara bayılıyorum ama sizi daha bir sıcak buluyorum kaleminize sağlık.

Coşkun

28 Ocak 2024 19:05

Kalemine sağlık, güzel bir yazı.

Ne Geniş Tartışma Alanıdır Nifak Konusu

28 Ocak 2024 17:51

2008 de emekli olan memur çalışan memurun aldığı maaşın 0/075 ni alıyordu. Şimdi emekli memur çalışan memurun0/0 50 dinden daha az alır edildi. Kim yaptı? Emekli memurdan kesilen bu hakkı kimlerin cebine gitti? Sorusu nifak mıdır? Biri 3600 gün diğeri 9500 gün pirim ödeyerek emekli oluyor. Bağ Kur, SSK emeklisi de memur emeklisinin aldığını kendine örnek talep noktası seçiyor. Vekiller iki yılda emekli ediliyor. Bunu örnek seçen yok. Bir birinin ayagından asılır hale geldik. Emeklilerin tamamı SGK da birleştirilerek Emekli Sandığı yükü kaldıramaz hale getirildi. Yetmiyor sığınmacı, kaçak göçmen gibi 15 milyon nüfus pirim ödemeden bu sandığa yük ediliyor. Alınan ilaçların koli koli yurt dışına çıkarılırken yakalananların olduğu haberlerde duyuluyor. Gidiş gidiş değil demek nifak mıdır? Aklını kullanıp sorgulamak, itiraz etmek, hak aramak da nifaka girer mi? Bin yıldır tartışılan konulara değil güncel sorunlara yönelinmesi gerekmez mi? İnsanın hayatına, geleceğine dokunmayan meseleler gençleri hiç ilgilendirmiyor biline. Din bu dünyada yaşam ve ahiret içindir. Sadece ahiret korkusu yayarak, Bağışlayıcı olan Allah'la korkutarak ya da iktidarlara övgü dizerek veya muhalifleri kötüleyerek bu dine hizmet edilmiş sayılınır mı? Dine en büyük zararı inanmayanlar mı inanıp çıkarı için istismar edenler mı verir? Bütün yaşanılan sorunlarda ya Yahudiler ve ya Hıristiyanlar suçlanır da Müslümanların Kuran'ın emrettiği müslüman olamamalrının payı yok mudur? Önce kendimize bakmamız gerekmez mi?

Hikmet Yılmaz

28 Ocak 2024 10:58

Demirel,Özal ve Erdoğan Eğitimi içinden çıkılmaz duruma soktular. Al birini vur diğerine. Kendi dilinde ile kendini ifade edemeyen nesil yetişiyor. Laga luga ve faso fiso konular yerine,geleceğimiz i olan (tehlike altındaki gençlerimize) Milli Eğitim Bakanlığının MİLLİ EĞİTİM vermesi için uyarılarda bulunun.

Salih

28 Ocak 2024 08:05

Rahmetli Özal'a sevinmiştik.Cuma namazına gidiyor diye.Nafakayı süresiz yaptı.Sayın Erdoğan'a daha çok sevindik.Başörtüsüne sahip çıktı.Ama ne hikmetse 22 yıldır süresiz nafakaya dokunamıyor.Bir şeylerden çekiniyor gibi.Bu da bizi üzüyor.Çünkü süresiz nafaka,İslami hassasiyeti olan kesimde helalmiş gibi mertebeye ulaştı.Evlilik kurumuna en büyük zararı veriyor.

Abdullah

28 Ocak 2024 12:05

Evliliği koruyan en büyük şey süresiz nafaka. Eğer bu ceza kalkarsa evli kimse kalmaz, herkes boşanır. Süresiz nafaka evlilikleri koruyor, korkan kocalar boşanmıyor.

Salih

28 Ocak 2024 13:49

Abdullah bey:Adınız,Müslüman olduğunuza dalalet ediyor.Talak süresi,nafakanin iddet süresi hariç haram olduğunu bildiriyor.Yani;zina etmek,içki içmek,yalan konuşmak,cinayet işlemek vb.gibi.Bizim ölçümüz Kuran-ı Kerim olmak zorundadır.Ayrıcada boşanma davalarını biraz araştırınca,%80 kadınların açtığı,beyanlarınında esas olduğunu,anayasa 10.madde fırkalarinda pozitif ayrımcılıkları olduğunu unutmayalım.Tabi avukatların büyük coğunluğuda nafakadan nemalanan kesimdir.

çamlı

28 Ocak 2024 05:05

insanın tabiata ihtiyacı var, tabiatın insana değil, anlayış ve uygulamayı tersine çevirmeyelim, lütfen

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle