• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Her hâl ve şartta yaşanan bir dinimiz olduğunu unutmayalım!

21 Ağustos 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Her hâl ve şartta yaşanan bir dinimiz olduğunu unutmayalım!
YAŞAR DEĞİRMENCİ 

Bizler de dinimizi her hâl ve şartta yaşayalım yaşatalım. Mazeretlere sığınmayalım.

Allah, insana tabiat, hayat, dünya ve ahiret hakkında sahih ve doğru bilgiler vererek insanın içini dışını temizler ve böylece insanı yavaş yavaş alçaktan yükseğe, zilletten izzete, süfli ve hayvani hayattan insanî ve kutsî hayata çıkarır. Ferdi ve sosyal hayatla ilgili hiçbir şey yoktur ki İslam orada tecelli etmesin, onunla ilgilenmesin. 

Din; insanın hem dünya hem ahiret saadeti için Allah’ın ona teklif ettiği iman ve amel bütünüdür. Bir Müslüman, tabiî olan meyillerinden hiçbirini öldürme düşüncesinde olmaz. Dünya nimetlerinden hiçbirini küçük görmez. Hayat mücadelesinden yaşama azminden ve ahireti kazanma gayretinden geri kalmaz.

İslam’ın asliyet dairesi değişmez. Asırlar geçse de binlerce yıl geçse de değişmez. Zaman üstüdür. Dinimiz, ‘hayat tarzı’mızda görülmelidir. Yoksa inandığımız gibi yaşamazsak, yaşadığımız gibi inanmaya başlarız.

Peygamber Efendimiz: “Sizin hayırlınız görüldüğünde Allah’ı hatırlatandır” buyururken, bizlerde ‘dünyevileşme hastalığı’na tutulmuşların hali yansıyor. Yine Rasulüllah Efendimizin “İnsanların en hayırlısı, en iyi okuyanları, en takvalı olanları, iyiliği en çok emredip kötülükten en çok alıkoyanları ve akrabasıyla en çok ilgilenenlerdir” sözleri ümmetinde bir ‘nefs muhasebesi’ yaptırıyor mu? ‘En hayırlı, en şerli’ miyiz? Sorusunu kendimize hiç sorup Peygamberimizden cevapla değerlendiriyor muyuz? Peygamberimiz: “Sizin hayırlınız hanginiz, şerliniz hanginizdir söyleyeyim mi?” sorusuna ‘-Buyur, ey Allah’ın Resulü’ dediler. Resulüllah Efendimiz:


“Sizin hayırlınız kendisinden hep hayır umulan ve şerrinden emin olunanızdır. Sizin şerliniz de kendisinden hayır umulmayan ve şerrinden emin olunmayanınızdır” buyurur. 


Rabbimiz bize yol gösteriyor, kendisinden şunu talep etmemizi istiyor: “Ey Rabbimiz, bizi de bizden önce iman eden kardeşlerimizi de mağfiret et. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin ve nefret bırakma. Rabbimiz sen Raûf’sun/ Şefkat edip koruyansın, Rahîm’sin/çok merhametlisin.” (Haşr Sûresi, 10. âyet) Peygamberimizi gerek ferdi, gerekse sosyal hayatın içinde sünnetini çağa taşıyan ümmetinden olacağız. Peygamberimizin: “Allah’ın dinini dert edinenlerin özel dertlerini Allah üstlenir. Allah’ın dinini dert edinmeyenleri de Allah kendi dertleriyle baş başa bırakır” buyurması biz ümmetine yol gösteriyor.

Müslümanlar, bâtılda, seküler ortamda yeni bir kişilik haline gelmişlerdir. Anormalleri normal görme ve normal karşılama eğilimine girilmiştir. Ekonomik, siyasal ve mensubiyet çıkarlarını, dini görevlerine ve din kardeşliğine tercih eder hale gelmiş/getirilmişlerdir. Hastalıklar kabullenilse tedavi olup iyileşebilir. Kabullenmeyince tedavisi imkansız hale gelmektedir. Her Müslüman, gücü yettiğince İslâm esaslarını eksiksiz yaşamak ve sorumluluğu altındakilere yaşatmakla yükümlüdür. Kendimizden başka kimseye tahammülümüz yok. Sıhhatli düşüncenin yegâne yolu, nefsi bir tarafa bırakıp, akıl ve kalp ile düşünmektir. Öğüt vermek kolay, örnek olmak zordur. Dinimiz, samimiyetle, dürüstçe, yaşanıp âyette zikredildiği gibi üsveyi hasene (iyi örnek) olarak hayatın içinde bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu göstermeliyiz.  

Sömürü çarklarını döndürmek için müziği, sporu, magazini, hızı, hazı, bir ‘uyuşturucu’ olarak nasıl kullandıklarının örneklerini hepimiz görüyoruz. Bütün bunlar; insanlığın kaybettiği kimlik olan ‘İslam’ı, yani insanın kendisini bulmaması için tezgahlanan oyunlardır. Nefsin mazeretleriyle kendini aldatmayı seçersen, yabancılaşma süreci tıkır tıkır işlemeye başlar. Sonunda öyle bir noktaya varırsın ki, yabancılaşmayı fark ediş hassasiyetlerin işlemez olur. Ondan sonrası kavgadır. Hayatla, hakikatle, asliyetle, itidalle, kendinle kavga hâlimiz devam ediyor. 


İnsanlık kimliğini yitirmemiş kişiler, ne bahasına olursa olsun, materyalizmle mücadele etmek zorundadırlar. Bir araya gelerek, birleşerek, güçlerini birbirine katarak, materyalizmin dünya hâkimiyetini kırmaya çalışmalıdırlar.


Önümüzdeki en büyük tehlike İslâm’ı, herkesin kendi kafasına göre, çağdaş hurafelere, seküler kutsallara göre şekillendirme aymazlığına soyunulması tehlikesidir.

Sekülerleştikçe, İslâmî duyarlıkları zayıflıyor, dünyevî kaygıları artıyor, gücü, parayı, makamı kutsamaya başlıyorlar ve İslâm’dan adım adım uzaklaşıyorlar...

İçinde bulunduğumuz şartlar; Dine uymak yerine, dini kendimize uydurmaya götürüyor.  

Her hâl ve şartta yaşanan bir dinimiz olduğunu unutmayalım! Bizler de yaşayalım yaşatalım.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23