--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Muallimin Mesuliyetleri (4)

Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
0

Edebiyat dersinde, zihinlere biyografi ve yalnız edebiyat tarihleri aktarmak, edebî zevki olduğu gibi, durmadan matematik formülleri ezberletmek zekânın mücerred dönüşünden ibaret olan matematik kabiliyetini körleştiricidir. İlkokul çocuğuna, kendileriyle henüz hissî temasa geçmediği eşyanın bilgisini vermek isteyiş, ondaki hissî yapıyı bozar ve kendini arama işinden onu alıkoyar.

Kâinat önce muammasını bize sunmalı, meselesini karşımıza çıkarmalı; sonra biz, o muammayı halle çalışmalıyız. Kendi ruh yapısını tahrik etmeyen, nice nice kâinat meselelerini belleyen çocuklar, muhakemesi zayıf, zihinleri âvare çocuklardır. Ama her telden çalarlar. Hiçbir sahanın muhterisi değildirler.

Muallimin, irade kabiliyetimizi işleme rolü ise, evvelkilerden daha mühimdir. Zira, bunda mukadderatımız bahis konusudur. “Neye doğru gidelim? Neyi isteyelim?” sorusu, bunu doğuran hareket ihtiyacı, alışkanlıklarımızın terbiyesiyle gayesine ulaşmaktadır. Şu halde William James’in de istediği gibi, muallimin yalnız iyi alışkanlıklarımızı harekete geçirmesi ve fena hareketlerimizi frenlemesi lâzımdır. Her şeyden evvel gencin, kendisine hayat sahnelerinin hepsi açık bulunan bir hayat adamı olmaktan korunması lâzımdır. Tarik yoluyla irşat, ruhlara çevrilmiş bir heykelciliktir.

Görülüyor ki muallim, bizim bütün ruh yapımızın sanatkârıdır. Böyle olunca da ondaki sakatlıkların hepsinden mesuldür. Eğer bir cemiyette alışveriş pazarlıkla yapılıyorsa, çocuklar birbirlerini yumrukluyor, herbiri birer baba olan büyükler birbirlerinden rüşvet alıyorsa, inananların imanına inanmayanlar saldırıyor ve inananlar da birbirlerinden intikam alıyorlarsa, eğer fazilet tarih kitaplarında bir efsane diye okunuyor ve ancak en büyük lokmayı kazanmasını bilen insan yüceltiliyorsa, mazlûmların yanında onların gözyaşlarını kurulayan da bulunmadığı halde zâlimler alkıştan sağırlaşmış hale geliyorlarsa...

Eğer zekâlar, sömürecek malikâne olarak, kalplerden başka saha bulamamışlarsa ve ilim insanlığı bir insan halinde tutup kaldıracak yerde dostları birbirlerine düşman yapacak bir karakter kazanmışsa...

Eğer çocuklar, büyüklerden daha kurnaz, yaşlılarsa çocuklardan daha ümitsiz bir hayatın kurbanı haline gelmişlerse.


Orada muallim vazifesini yapamamıştır. Orada muallim yok demektir. Ve o diyarda muallimlik iflas etmiştir.

Muallim, yalnız ruhların sahibidir. Lakin dâvasının ulaştırabildiği neticelere bakılırsa görülür ki, o, hakikatte doktorumuzdur, disiplin kurucumuzdur, toplum düzenimizin bekçisidir, ekonomik münasebetlerimizin düzenleyicisidir ve siyasî yaşayışımızın üstadıdır. Zira, bunların hepsinden o, haberi olsa da olmasa da, mesuldür. Karakterlerdeki muvazenesizliğin, medeni terbiyedeki düşüklüklerin mesulü yine odur.

Biz kibirli isek o mesul, biz sabırsız isek yine o mesuldür. Biz, bütün bunlardan habersiz isek, bundan da o mesuldür.

Demek ki bize, mesuliyetin ne olduğunu bilen muallim lâzımdır. Bu muallim sabrın üstadı, ilmin hakikat olduğu için hayranı ve ruhlara hakikat tohumlarını ektikten sonra, onlardan feyz almanın değil de, onlardan mesul olmanın âşığı, hizmet ehli ve sonsuzluğa imanın sahibi insan olacaktır.

5. Muallim, sahip olduğu bu mesuliyetle içimizde en fazla hür olan insandır. Çünkü mesuliyetimiz, hürriyetimizin kaynağıdır. Mesuliyet, dıştaki tesirlere karşı koyarak bizi içimizden iten ilâhî kuvvettir. Dıştaki engellerin bu ilâhî kuvvetle bertaraf edilmesi muallimin büyük hürriyetini meydana getiriyor. Zira vücut zincirlenir, fikir zincirlenemez. Muallimin çalışmasını idarî ve siyasî endişelerle kayıtlandırmak, öğretim idealine dışardan emirle yön vermek istemek, onun yapısı bakımından hür olan şahsiyetini budamak, kısırlaştırmak ve ölüme mahkûm etmektir. Kültür ve maarif hayatında böyle bir sefaleti yaratmamak için öğretim ve eğitim çalışmalarında muallimin mutlak hürriyeti tanınmalı, sadece bu hürriyetin kötüye kullanılmaması devlet tarafından dışardan ve muallimin hürriyetini aslâ zedelemeden kontrol edilmelidir. Muallim ve öğrenci münasebetleri çok dikkat ve hürmet çerçevesi içinde düzenlenmeli, muallim aileyi hangi açı ve mesafeden görebiliyorsa, aile de muallimi en az o açı ve mesafeden görebilmelidir. Para işleri ve mecburi yardımlar mektep kapısından içeri sokulmamalıdır.


Maarif demek, muallim demektir. Millî Eğitim Bakanlığı sadece onu düzenleyici bir cihazdan başka bir şey değildir. Kitap, program, imtihan ve bütün öğretim meselelerini çözümleyecek olan bir milletin muallim ordusudur. Bu işlerin Bakanlık teşkilâtı tarafından tepeden idaresi muallimin ilmî ve fikri hürriyetinin inkârı, bu hürriyetin adeta köleleştirilmesidir. Descartes “hür olmayan düşünce, düşünce değildir” diyor. Bu söze inanarak diyebiliriz ki; hür olmayan muallim, muallim değildir. Mahkûm edilmiş fikir ve irfandır. Fikir ve kültürün mahkûmiyeti en az vatan toprağının esaret altında kalması kadar acıklıdır.

Muallimi bu karakterleriyle tanımayıp onun millet ruhunun yapıcısı olduğuna inanmayan bir zihniyet, muallimi basit bir memur kadrosu haline koyar ve her tarafından çiçeklenecek kültür ağacını kökünden baltalar.

SON

(Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Dâvası, Dergâh Yayınları, 2016, İstanbul, s. 78-81)

NOT: Kitabın imlâ ve noktalaması muhâfaza edilmiştir. Vurgular bize âittir.

 

Ahmet Tâlib Çelen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle