--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ege’nin suları serindir ama girince alışırsınız…

Muhammet Kutlu
Muhammet Kutlu
0

Bazı azgın minik fino köpekler vardır. Sahipleri tarafından şımartılarak büyütülmüştür. Evlerinin önünden geçenlerin peşinden kıyametleri kopartarak koştururlar, sanki yakalasalar parçalayacaklarmış gibi “Hev hev hev” diye havlayarak saldırırlar.

Peşlerine koştukları çocuk kaçacak olursa daha da kudururlar ve daha yüksek sesle havlayıp onu yakalamak için kendilerini yırtarlar.

Ancak irice bir çocuğa aynı şeyleri yapmaya kalktıklarında yedikleri tekmeyle bahçe duvarına çarpıp boylu boyunca yere serilince, acıklı sesler çıkarıp sahiplerinden yardım isterler.

Fino da olsa saldırgan köpekleri ciddiye almak lazımdır. Tedbirsiz davranıp ısırılmak ve kuduz tehlikesi vardır işin sonunda…

Bu fino meselesi, Yunanistan’ın, İsrail ve onun sahibi küresel çetenin gazıyla Türkiye’ye baskın saldırı planlarını değerlendirmek üzere yazıya başlarken aklıma geldi.

Aklıma geldi, çünkü Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik saldırgan ve yayılmacı emelleri, tam olarak boyuna bakmadan herkese saldıran finoyla onu tekmeleyen kişinin durumuna benziyor.

Ama onları ciddiye de almak da lazım. Bu nedenle hiç üşenmeden Yunanistan’ın Türkiye ile 24 saatlik savaşma hevesini ciddi ciddi ele alıp bu yazıyı onlara atfetmek istedim.

Önce Türkiye ile Yunanistan’ın demografik ve ekonomik büyüklüklerini karşılaştıralım…


Bilindiği gibi Türkiye’nin nüfusu 87 milyon civarında. Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) bu yıl itibariyle 1 trilyon 640 milyar dolar. İhracatı 285 milyar dolarken, toplam mal ve hizmet ihracatı ise 370 milyar doların üzerinde. Ülkemizin dış borcu da 538 milyar dolar seviyesinde. Türkiye'nin toplam brüt dış borç stokunun milli gelire oranı ise yüzde 31,8 seviyelerinde.

Yunanistan’ın nüfusu ise yaklaşık 10 milyon civarında. Bunların birkaç milyonu ülkede yaşayan diğer etnik unsurlardan oluşuyor. Yunanistan’ın GSMH büyüklüğü 307,5 milyar dolar kadar. Yıllık ihracatı 55 milyar dolar civarında seyreden Yunanistan’ın ithalatı ise 91 milyar dolar seviyesinde. Buna karşın Yunanistan’ın toplam dış borç stoku yaklaşık 700 milyar dolar civarında. Bu rakam, ülkenin yıllık Gayri Safi Milli Hasılası'nın yaklaşık yüzde 238'ine denk geliyor.

Türkiye’nin aktif askerî personeli yaklaşık 481.000 iken, Yunanistan’ın aktif personeli 142.700 civarındadır. Türkiye’nin askerlik çağındaki toplam kullanılabilir insan gücü ve yedek havuzu yaklaşık 380 bin yedek, 150 bin paramiliter olmak üzere, Yunanistan’ın askerî demografik potansiyelinden katbekat büyüktür.

Hatta son günlerde Gazeteci Zafer Şahin’in dillendirdiği Türkiye’deki kayıtlı avcı sayısının 275 bin olduğu dikkate alındığında, iki ülke arasındaki fark daha dramatik hale gelmektedir.


Tank, uçak, savaş gemisi, çıkarma gemisi gibi alanlarda da Türkiye’nin Yunanistan’a açık bir üstünlüğü olduğu için, Yunanistan’ın çoğu hibe sayılabilecek tuhaf anlaşmalarla verilmiş toplama ordusunun detaylarına girmeye gerek yok.

Bir de Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Yunanistan’ın bize niye savaş açamadığını hatırlatıp uyarı görevimizi tamamlamış olalım…

Merhum Gazeteci, Televizyon Programcısı Mehmet Ali Birand’ın “30 Sıcak Gün” isimli kitabında, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın başladığı günlerde Atina'da yaşanan askerî ve siyasi kriz, cuntanın içindeki bölünmeler ve Yunanistan Güvenlik Konseyi’nin aldığı kritik karar tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir.

Birand’ın o dönemi yaşayan Yunan yetkililerin önemli bölümüyle görüşerek kaleme aldığı kitapta, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs’a çıkarma yapmaya başladığı saatlerde Atina’daki cunta yönetiminde (özellikle darbeyi tezgâhlayan Dimitrios İoannidis ve çevresinde) Türkiye’ye savaş ilan etme ve adadaki birliklere askeri destek gönderme yönünde bir eğilim baskın olduğu anlaşılıyor. Ancak Türkiye'nin kararlı askerî hazırlıkları ve harekâtı başlatması üzerine Atina'da yapılan acil ve gerilim dolu güvenlik toplantılarında, Yunanistan'ın kuvvet komutanları, Türkiye ile topyekûn bir savaşa girmenin ve Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunmanın ülke açısından felaketle sonuçlanacağına kanaat getirdiler.

Komutanlar, Türkiye’nin üstünlüğü karşısında Kıbrıs’a yardım etmeye kalkışmanın, sadece Kıbrıs'taki cepheyi kaybetmekle kalmayacağını; Ege’deki tüm Yunan adalarının ve anakaranın güvenliğinin tehlikeye gireceğini, hatta bütün adaların Türkiye karşısında kaybedilebileceği riskini gördüler.  


Kuvvet komutanları Türkiye’ye karşı bir savaş açma kararını kesin bir dille reddettiler. Askerin bu kararı alması ve cuntanın emir komuta zinciri içinde yalnız kalması, cunta yönetiminin sonunu getirdi. Siyasi iktidarı devretmekten başka çare bulamayan cunta, yönetimi sivil politikacılara bırakmak zorunda kaldı ve Paris’te sürgünde bulunan Konstantin Karamanlis ülkeye çağrılarak sivil döneme geçişin önü açıldı.  

Mehmet Ali Birand, kitabında bu anları aktarırken diplomatik masalar ile cephedeki askerî gerçekliğin nasıl çatıştığını, Atina'daki liderlerin Türk ordusunun gücü karşısında Ege ve adalar coğrafyasında çok daha büyük bir yıkımla, yani bütün adaları kaybetme korkusuyla yüzleşmemek için nasıl geri adım atmak zorunda kaldığını gözler önüne sermiştir.

1974’teki Yunan cuntası bile gerçekleri görmezden gelmek yerine bütün adaları kaybetmemek için Türkiye’ye savaş açmaktan kaçınırken, bugünkü demokratik seçimlerle iş başına gelmiş Kiryakos Miçotakis hükümetinin böyle bir maceraya kalkışması beklenemez.

Ama ille de Türkiye ile savaş isterlerse kendileri bilir. “Ege’nin suları bu mevsimde soğuk olur ama girince alışırsınız” hatırlatmasında bulunmakla yetinelim...

Muhammet Kutlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle