--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Halk ve yönetim olarak biz nerede yanlış yapıyoruz?

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
24

 

Son dönem yaşadıklarımız; iki üç hususta yoğunlaşmamızı, düşünüp kafa yormamızı ve çare bulmamızı gerektiriyor. Şimdiye kadar devletin ulaşamadığı hizmetleri vererek bilhassa öğrencilerin/gençlerin iyi yetişmesi için gayret gösteren cemaatlerin durumu, devlet ile rejimin özdeş hâle getirilmesiyle Kemalizmin-sekülerizmin ve laikliğin kutsallaştırılması ve İslâmsız Türkçülük ve İslâmsız Kürtçülük meselesi!

Cemaatlerin lüks, israf, konfor ve rehavet içinde basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntüleri, vefat haberlerinin sonrasında meydana gelen başa geçme/liderlik sorunu dikkat çekici hâle getirilmiştir. Ayet ve hadislere dayanan “Sade Hayat” hayat tarzımız olmalıydı. “Allah verdiği nimetleri kulunun üzerinde görmek ister” Hadis-i Şerifin yanlış anlamlandırılması, bencillik, üstünlük, gurur ve kibrin oluşmasının vesilesi olmuştur. Mümin önce “kul”dur. Peygamberler de “önce kul, sonra Resul”dür. Müslüman sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yaşar. Allah’ın rızasını ihmal edenler; dünyayı da hayatı da imha ederler. Genel olarak yaşadığımız ahlak fecaatinin farkında bile değiliz.

Ahlâki davranış; Sadece iyi şartlarla sınırlı bir sorumluluk değil, her şartta yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür. Şartların değişmesiyle değişen bir davranış ahlaki olma vasfını yitirmiştir. Müslümanların şu andaki hal-i pürmelali insan ve İslam diye bir derdi olan herkesi üzmekte ve derin derin düşündürmektedir. 

Müslümanların imrenilen bir tarihi geçmişleri olmasaydı şu andaki halimize bakarak kimse İslam’ın iyi ve insani bir din olduğunu iddia edemezdi. Dünyayı ıslah ve her iki dünyanın mutluluğunu temin için gelen mükemmel bir ilahi nizam olduğuna inanamazdı. Yine de Müslümanların bunca perişanlığına rağmen İslam’ın; bilimin, teknolojinin, ‘ileri ülkelerin’ merkezlerinde bile yükseliyor olması onun böyle bir nizam olduğunu ispata yeter ama bizim Allah’ın istediği gibi kullar olmadığımız da açıktır. O halde keramet Müslümanlarda değil, İslam’ın fıtrat dini oluşundadır.

Verilen din eğitimi yetersizdir. İmanın şartları, İslâm’ın şartları, Allah’ın ve Peygamberlerin sıfatları gayet güzel sayılırken “küfür ve şirk” hakkında bilmemiz gereken hususlar bilinmemektedir. Meselâ ‘tâğut nedir’ biliniyor mu? Öğretiliyor mu? Sahabe çocuğa öğretirken “Amentü billahi ve kefertü tâğutî” (Allah’a iman ettim, tâğuti reddettim) diye öğretiliyordu, Ayetel Kürsi’den hemen sonra gelen ayetti öğretilen ayet.  

Yaşayalım diye gönderilen hayat tarzımızın kılavuzu, dirilerin/yaşayanların kitabı olan Kur’an-ı Kerim; ölülerin arkasından okutulan kitap olmuş Peygamber Efendimizin ümmetini Kıyamette Allah’a şikâyet ettiği tek konu “ümmetin Kur’an’ı mehcur bırakması” olmuştur.

Ayetteki mehcur bırakma; ‘hiç bilmeme, yabancı kılma, tamamen terk etme” değildir. Elinin altında olduğu halde faydalanmama, istifade etmemedir. 

Dini, Kur’an-ı Kerim’i öğrenme gayreti göstermeyen, onunla amel etmeye çalışmayan, mânâsı üzerinde düşünmeyen, kafa yormayan, dindarlık; mümin kimliğini, mümin şahsiyetini sosyal hayata taşımayan dindarlık olur. Namazın her rek’atında okuduğu Fatiha’da “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz” deyip, daha namazdan çıkar çıkmaz tam tersini yapan bir dindar çıkar. Kur’an “Hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu yüklenmez” derken, kendi sorumluluğunu yükleyecek bir hoca, bir üstad, bir mürşit, bir şeyh, bir imam arayan dindar tipi çıkar. Salih amel işlemeden, Allah yolunda cihad etmeden, grup, fırka taassubuyla ‘din kardeşliği’ hissiyatını kaybeden, ‘Ümmeti Muhammed’in derdiyle dertlenmeyen, ‘mânevi egoist’ tipler, bağlı olduğu hocasının şefaatıyla kurtulacağına inanır. Başkalarının sırtında cennete girmek için planlar yapan bir dindar tipi çıkar. Peygamber Efendimiz, “Kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme! Vallahi senin için de yarın bir şey yapamam. Ameline dikkat et!” diye çağları aşan sesiyle bizleri ikaz ederken, güzelim “şefaat” kelimesini istismar edenler çıkar. Dahası, her müminin boynuna yüklenen “Allah yolunda var gücünü harcama” (cihad) gibi bir farzın yanına yaklaşmayıp, gözleri ufukta Mehdi ve Mesih bekleyenler çıkar. Onların bu talebine bakıp iştahı kabaran ve “Ben Mehdi’yim, Ben Mehdi’nin habercisiyim! Ben Mesih’im” diyen uyanıklar ve onları pazarlayarak geçinenler çıkar. Siyasî kararlar dahil, verilecek “oy”ların partisi, patırtısı dahil, talimat ve emirlerin ‘Mânevî Rical’den mülhem verildiğini söyleyebilen tipler çıkar. Sorumluluğu, yapılanın yanlışlığını hatırlatırsanız; bu defa ‘vebal bana ait değil, emri verene aittir’ diyerek iradeyi iptal eden bir yapı ve anlayış çıkar. Hâsılı çıkar oğlu çıkar! 

Hayatımızı Vahye inşa ettirmediğimiz, Peygamber Efendimizi rehber olarak almadığımız takdirde, ifrat ve tefride düşeriz, düşebiliriz. Masum ve mahfuz olan yalnız Peygamberlerdir. 

Allah dini; “insanlığın dünyevi ve uhrevi saadeti” için göndermiştir. O dinin yaşanmasında örnek alınacak ilk şahsiyet, Peygamber Efendimizdir. 

Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bizler için “üsveyi hasene”dir. Güzel bir örnektir. İmamlar, müezzinler, din görevlileri, vs. kendilerini sadece ‘devlet memuru’ olarak gördükleri müddetçe içinde bulundukları yanlışlıktan kurtulamazlar. Öncelikle Allah’ın memurudurlar. Allah Resulü bilinmeden, O’nun memuru ve temsilcisi olarak konuştuğu bilincini kuşanmadan ve anlattıklarıyla öncelikle kendisi amel etmeden bu heyecanı yaşamadan olmaz. Bilgi, icraat (eylem/amel), heyecan ve tefekkür olmadan hiçbir iş yürümez. İmam Rabbanî Hazretleri bunu ilim, amel ve ihlas formülüyle özetler. Benim mezhebim, meşrebim ya da üstadım böyle diyor, o halde doğru olan budur şeklindeki düşünce hatadır, yanlıştır. 

Hata etmeyen bir kul yoktur. Kur’an-ı Kerim bizi ortak akılla düşünmeye teşvik eder. Bir mezhebe, meşrebe, fırkaya mensup olanlar; onun bütün söylediklerinin doğru olduğunu, onlara muhalif bir görüşün asla doğru olamayacağını iman derecesinde kabullenir ve diğerlerini bu imanın gereği olarak eleştirip reddeder. Bunun adı fırkacılıktır. 

Çünkü kişinin hareket noktası İslam’ın sabiteleri değil fırkasının, mezhebinin ya da meşrebinin doğrularıdır. Bunlar ilim konusu olmaktan çıkıp iman konusu haline gelmiştir, getirilmiştir. (Devam edeceğim İnşallah…)

 

Yorumlar

(24)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ömer

15 Mayıs 2024 17:35

Cemaatlerin , tarikat da diyebiliriz . Liderlik meselesi ulu orta basın yoluyla tartışma konusu yapılması çok yanlış . Anlayan var anlamayan var . Hocalarımızın birbirlerine sert konuşmaları asla doğru değil . Tarikat yoldur şeriat yoludur , alimlerimiz baş tacımızdır . Yorum farkları tartışma konusu yapılmamalı , çok konuşmak da iyi değil az öz konuşulmalı . Tarikata sızma olabilir bunu önlemek önemli bir husus .

TC Bursa

15 Mayıs 2024 17:25

Ahlâkî yozlaşma ve adaletsizlik herşeyi çökertir. Hz Ömer boşuna devletin dinî adalettir dememiş.devlet adaleti tesis edemez ise o devlet kaybetmeye mahkumdur

Ahmet Faruk

15 Mayıs 2024 16:46

Liyakatsizlik ve ideolojik atamalardan bıktık artık.

El Vicdan

15 Mayıs 2024 15:30

Buyurun, Bakara 2 Zalike El Kitabu La Reybe Fi hi Huden Li El Muttakine Sadece tek soru soracagım size Bu ayetin meali dogru mudur? Dogru degilse bu ayet ne anlatıyor Eger bu soruya Hakkal Yakin Cevabınız yok ise Lutfenn Susun Saygılarımla

Nedim

15 Mayıs 2024 14:19

Yazar iyi niyetli ama teşhis ile tedavisi ne yazık ki Kur'an'a sünnete ve sahabe icmaina uymuyor yani esas soruna neşter vurmuyor . Osmanlı sonrası İslam dünyasında Allah cc semada ki sunnetullahin yeryüzündeki nizamı olan Kur'an sünnet merkezli Devleti'nin olmayışı nedeniyle insanlar fıtrata uyumlu bir hayat tarzları olmamasıdır.Resulullah sav tam da bugün ki dünyaya benzer bir ortamda zuhur etti . Dünyayı zulümler karanlıklar kaplamıştı.simdi ki gibi.. Müslüman olmak yalnızca Allah'i rab,ilah,malik hâkim kabul edip bu vasıfları yalnızca Allah'a yapmaktır.bilerek bilmeyerek bu vasıfları Allah'tan başkasına yaptığı halde kendini hala müslüman hak yolda görenlerin anlamadığı çok konu vardır mesala Tevbe 31 de Hristiyanlık tan müslüman olan adiy b hatem ra,"din adamlarını rabler edildiler onlara ibadet edildi"anlamlarına mana veremedi anlamadı ve Resulullah sav e sordu,"nasıl olur bu biz onlara ibadet etmiyor secde rükû yapmiyorduk ki din adamlarımıza yöneticilerimize deyince Resulullah sav onlar Allah'ın helalini haram haramini helal yapmıyorlar mıydı Allah cc hilafina davranıyorlar mıydı ve böyle yaptıkları hâlde onlara itaat etmiyor muydunuz " buyurunca anladı,rab,ilah malik hâkim manalarını... elmalı Hamdi Yazır bu ayetin tefsiri de insanlar dini kurumları alimleri siyasileri de rab edindiklerini anlatır

Nedim

15 Mayıs 2024 13:34

Resulullah sav in ümmetinin bir çok cemaate fırkaya ayrılacağını kendilerini müslüman göreceğini fakat bir cemaat hariç hepsinin cehenneme gireceğini bildirmiştir.

Nedim

15 Mayıs 2024 17:31

Bari nisa 115 i yayinlasaydiniz,"her kim hidayet ten sonra peygamber den sünnetinden yüz çevirir muhalefet eder başka rehberler,imamlar edinir ve müslümanların sahabenin yolundan itikadından ayrılırsa bulunduğu yolda bırakır cehenneme atarız"mealini. İşin özeti kimin dindarlığı itikadı helal haram küfür şirk iman kâfir müslüman vb itikadi konularda peygamber ve ashab gibi değilse müslüman değildir.cunku hristiyanların Yahudiler'in İsa as,Musa as ve havarilerine arkadaşlarına benzemediği gibi.yahudiler hristiyanlar dindarliklarina şirk küfür soktukları için cehenneme girecek .

Nedim

15 Mayıs 2024 18:33

Yorumu mu kuşa cevirdiniz lütfen ya silin yada devamını da yayınlayın... kafanıza göre yapmışsınız.musaade etmiyorum.islam dışı mantıksız bir çok uzun yorumları ise yayinlamisiniz

Okur

15 Mayıs 2024 11:49

Önce hocalar batıl ve hurafeleri terketsinler, her şey düzelir. Din sadece ibadet mi? Nerde ekonomi, bilim, adalet, liyakat, tıp? 

Meksika duyma sınırı

15 Mayıs 2024 11:24

bizim okullarda eğitim aman haaaa duyman gerekenleri duydun say görmen gerekenleri gördün say sonra da salla başını al maaşını seni karayollarına enişteni hava yollarına bacanağını da deniz yollarına yerleştiririz pazarlığı ile 12 yıl geçiyor. mesela kardeşim sen niye 11 yıl boyunca çocuğu Hayri Esen isminden bahsetmiyorsun çünkü karşına acaba kendisi cennete mi gitmiştir cehenneme mi sorusu çıkıyor yav onu Allah bilir 60'lardan 2000'lere kadar bu toplumda film sektörü diye bir sektör yaşanmış bunun tartışmasız seslendirme konusundaki ilk ismi Hayri Esen huzur sokağından tut hıçkırık filmine kadar seslendirme yapan bu kişinin soyadı e ile başlıyor n ile bitiyor peki Türkçe ile göğüs göğüse çarpışan İngilizcenin mesela senkronize senkronizasyon akredite akreditasyon ithal bütün kelimeler de yani isimden fiile geçiş halinde e ve n harfleri son harf olarak karşımıza çıkıyor mu evet çıkıyor o zaman çocuklara diyeceksin bizim kurduğumuz imparatorluklar hep ses imparatorluğu olmuştur hissettireceksin bunu

Görüş

15 Mayıs 2024 09:57

Ak parti yani devleti yönetenler eğer ayakta kalmak istiyorsa, deşifre edilen olayları, cemaat tarikatların neleri yanlış yaptığını insanların yalan yanlış sosyal medyadan değil devletin resmi kanallarından durmalıdır. Güvenilirlik ancak açık olmakla sağlanır. Annem " açık yaradan adam ölmez" derdi. Bu Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan olayı da vatandaşa en ince ayrıntısına ile açıklanmalı. Eski devlet anlayışı, " eski devlet" ile bitti. Artık yeni şeyler söylemek ( yapmak, planlamak, uygulamak) lazim.

Nuh

15 Mayıs 2024 13:27

Görüs yanlış düşman karşıdan saldırıyor seni kuşatmış, sen safları bozmaya ve dağıtmaya çalışıyorsun bilerek veya bilmeyerek, cemaat tarikat işi değil bu durum gelecek ve iman meselesi bunu anlamak lazım şucu bucu şundan bundan fitnesine düşenler iflah olmazlar.

Hikmet Yılmaz

15 Mayıs 2024 09:45

Milli Eğitim Bakanlığını ( hiç olmadı ki ) MİLLİ yapmadıkça sıkıntı devam eder. Türkçesi ile kendini ifade edemeyen nesil yetişiyor. DİL DİNDEN ÖNEMLİDİR. DİL DİL DİL...

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle