• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Günleri de putlaştırmayın! 

25 Mayıs 2022
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

23 Nisan, 19 Mayıs, günleri geride kaldı. 29 Ekim geliyor. Tarihte geçen önemli günler elbette vardır. Bilinmeli, ibret alınmalı, dersler çıkarılmalı. Bizde tarihi günler hiç tahlil edilmez. Resmi tarih; anaokulundan, lise son sınıfa kadar eğitimimizde (başında ‘Millî’ kelimesi olsa da) hiç Millî Eğitim olmadı. Hep Kemalizm’in, putlaştırmanın, şahısları ‘ortak değer, ortak payda’ haline getirmenin vesilesi oldu. Tarihimizle de irtibatları yok. Sadece düşmanlık! Belgeli, ispatlı yapılanları bile konuşmak yasak. 23 Nisan geçti. 19 Mayıs kutlandı. 29 Ekim’e ayrıca hazırlanılıyor. 100. Yıl adı altında daha farklı bir kutlama…  

M. Kemal’i de tarihi seyir içinde sağlam/sahih kaynaklardan araştırarak tarihi bir tahlil yapılamaz mı? İstiklal Harbi öncesini, sonrasını, son dönemi (yapılan/yaptırılan inkılapları) ilmi, objektif, peşin hükümsüz öğrenme hiç mi düşünülmeyecek mi? Lozan, ümmeti başsız bırakan hilafetin kaldırılması, İstiklal mahkemelerinin verdiği binlerce suçsuza idam kararları, inkılaplar adı altında Batı uşaklığına götüren hayat tarzı değişikliği, vb.  

Hiçbir önemli harbin (hele İstiklal Harbi gibi) tek adamla kazanılmadığı/kazanılmayacağı, Tek Parti/Tek Şef dönemlerini tahkir ve tahrik etmeden, hakaret ifadesi bulundurmadan, seviyeli, kaliteli adamlara yakışır şekilde konuşup tartışıp; hak ve hakikatte, doğrularda, güzelliklerde ne zaman buluşulacak? Bir iki örnek vereyim. 

23 Nisan 1920’de Kur’an-ı Kerim’lerle, dualarla Cuma günü açılan Meclisi, bu birinci Meclisin kapatılıp, kendi kadrosundan müteşekkil, emir kullarından ibaret ikinci meclisin açılması, cenaze namazı kıldıracak adam bırakmayan, ezanı yasaklayan, hafıza kaybına sebep olan harf inkılabını yapan/yaptıran, kadınımızın hürriyete kavuşturulması adı altında iffet ve hâyâ perdesinden sıyrılıp teşhir metaı haline getirilmesine varıncaya kadar yapılanlar bilinmeyecek mi? Batı’nın rezilliklerinin ‘uygarlık’ adına getirilmesini, İslâm’ın hayattan çıkarılıp tamamen dışlanmasını, tehlikeli gösterilmesi öğrenilmeyecek mi? 

Meselelerimizi objektif, ilmî ölçülerle tartışmaya, konuşmaya, samimiyetle dertleşmeye o kadar ihtiyacımız var ki? Kırmadan dökmeden, itham, iftira ve suizandan uzak birbirimize tahammül göstererek konuşabilsek. Hutbelerde bile Mustafa Kemal isminin geçme ısrarı, DİB’nın çeşitli vesilelerle cevap vermesi. Hutbede ismi geçen sadece dört halife. Başka isim var mı? Hem dinsizliği din din haline getiren bir partinin dinin istismarı olacaksın, utanmadan DİB’nı tenkit edeceksin. Allah’a kulluğun dışında hırslarının, arzu ve isteklerinin, makam ve mevkilerinin, elindeki imkanların kulu olmanın adını ‘özgürlük’ koyacaksın. Önce adam olacaksın. Fıtratına uygun hareket edeceksin ki konuşalım. 

Türk milleti, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın İslam’ı en güzel biçimde yaşamış bütün insanlarının manen içinde bulunduğu bir büyük beraberliktir. Biz, Cumhuriyetle beraber kurulan bir devlet değiliz. Cumhuriyeti kuran da tek lider, tek önder değil. Şahıslar ilahlaştırılmadan, yapılanlar tenkit süzgecinden geçirilmeden, din/dil ve tarih şuuru verilmeden kendi kültürümüzü bilemeyiz/öğrenemeyiz/öğretemeyiz. Bu ülkede yaşayıp, bu vatan topraklarında büyüyüp, bu milletin evladı iken, vatan, millet, devlet düşmanlarıyla beraber olamayız/olmamalıyız. Zulümleri, katliamları, ‘Batı uygarlığı’ adı altında yutturulan emperyalist zalim devletlerden ve uşaklarından kurtulduğumuz günler olsun kutladığımız günler. Milletin, ümmetin, insanlığın ümidi biziz. Biz millet olarak insanın haysiyetini, şerefini korumakla sorumlu ve yükümlüyüz. Mukaddesatın, kutsiyetin, kaynağı ve aslî konusu; sadece imandır, dindir, İslâm’dır. Tek hak dindir. Bizler de Elhamdülillah Müslümanız. Dinimizi yaşayalım. Dinimize uyalım, dinimizi kendimize uydurmayalım. İslam’a teslim olalım ve onu en güzel (üsveyi hasene) ile temsil edelim. Peygamberimizi hayatın dışına itmeyelim. O’nun sahte kutsallarla mücadelesini, unutmayalım. Oryantalistlerle, sekülerleşme ile paganizmle, putlaşmalarla, sahte kutsallara teslim olmayalım. Anıtkabir’i tapınak hale getirmeyelim. Her millî gün ve törenlerde özümüzü kaybetmeyelim. Din/iman ve devlet, aynı potada yoğruldukça biz, büyük devlet ve büyük millet olmuşuzdur. Tarih, bir ibretler aynasıdır. Bizim bir millî-manevi zâfiyet meselemiz vardır. Dine toplumsal hayatın kapılarını (laiklik, demokrasi, vs. toplumsal hangi isim altında olursa olsun) kapatırsanız dinin zayıflaması devlet için tehlikedir. Devletin sahibi millettir. Milletin dini, milletin manevi yapısı, devletin himayesi altındadır. ‘Köklere inemezsek göklere yükselemeyiz.’ Sözü boşuna söylenmedi. Kaybettiklerimizi de (maddi-manevî) unutmayacağız/unutturmayacağız. İnkılap adı altında yapılan kültür katliamı, zihin, zaman ve zemin işgalini de, Osmanoğulları’nın bir günde apar topar sürülmelerini de, altı yüz elli senelik hanedanın yaptığı hizmetleri de. Osmanoğulları’ndan, haçlıların intikamını alıp Osmanlı’yı yıkmasını da. Unutmadık/unutmayacağız. Direniş, diriliş ve fetih ruhunu kaybetmeyerek devletimiz yaşıyor ve yaşayacak. Sürgüne gönderilen, bize şehit kanlarıyla yoğrulan vatanı, bağımsızlığımızın sembolü bayrağımızı emanet olarak bırakan o ecdadın hatıralarını okusak, ders çıkarsak, ibret alsak evlatlarımızdan hiçbirisi geçmişine sövmez, yalan söyleyen tarihin yalanlarına kanmazdı. Unutmayalım tarihine küfrettiren millet tarihten silinir. Bir sürü yalan, iftira. Niye? Çünkü bir milleti kökünden atalarından, geleneklerinden, tarihinden koparırsan o milleti yok edersin. Bunu yapıyorlar. Son gündeme oturan Abdülhamid düşmanlığı! Dışımızda yapanlarla içimizde yapanların, milliyetçi, muhafazakâr geçinenlerin de ses çıkarmayarak aynı safta buluşmaları ‘yazıklar olsun’ dedirtiyor. Sadece sultan Abdülhamid’e hal edildiğine dair tebliği yapan heyetin kimler olduğuna bakılsın yeter. Ermeni Aram Efendi, (Ermeni ihtilal komiteleri ile yakın ilgisi olup Sultan Abdülhamid’den Ermenilerin intikamını almak için ekibe sokulmuştur.) Selanik mebusu Yahudi Emanuel Karasu (Selanik’teki Makedonya Masonik Locası’nın kurucusu, sonraki başkanı) ve Draç mebusu Arnavut Esad Toptani (Mason, Yahudi Arnavutluk’ta bir devlet kurdu) Heyettekilerin neredeyse hiçbiri Türk değildi. (İnşallah devam ederim.) 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Anladım Ccanımm

ALLAH(CC) razı olsun hocam. EyvaALLAH(CC)..

Haktan yana

Muhterem kardeşim sizler gibi doğru olanı insanlara ulaştırma gayreti içinde bulunan kardeş lerimizin sayısını Rahman çoğalttık ca çoğaltsın inşaallah.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23