• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Düşünce Notlarım

15 Eylül 2023
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Bugün sizlerle düşünce notlarımı paylaşmak istiyorum. Okumayan, düşünmeyen, zihni çağdaş hurafeler ve dijital işgale uğramış insanımızın durumu, düşünmemizi gerektiriyor. Tabii egoizmden kurtularak. Düşünürken de sadece kendini düşünmeyerek…

Mutlu olduğumuzu söyleyebiliyor muyuz? Her insan bir şeyler bilir, sevgi duygusunu bir miktar tanır. Bu, insan olmanın tabii gereğidir. Okula gidenler öğrenir, okuyanlar öğrenir. Anne-baba olanlar sever, kardeş olanlar sever, insan özel birini sevebilir. Etrafına bakanlar da toplumun içinde yaşayanlar da normal alakalarla dahi bazı bilgilere ulaşabilirler. Bu, insanın yaradılışında vardır. Bilgiye ve sevgiye yakındır insan. 

Özel bir gayret sarf etmeden de, bir derecede öğrenir; farklı şartlarda yaşasa, birilerini ve bir şeyleri sever. Ama o bilgiler ve sevgiler, bir şuurun ufkuna açılmazsa bir kıvamın şuuruna ermezse, boynu bükük kalır, mahzun bir tamamlanmamışlık hissinden ve bir derin hasretin idrakine varamamanın garipliğinden kurtulamaz. 

“Bir eksiklik var; ama nerede?” diye düşünür; yahut böyle bir düşünüşü tam şekillendirmese bile, ona benzer bir hayret halini fıtratının diliyle yaşar. Bilgiler çoğaldı. Neler, neler biliyoruz. Bir asır öncesinin insanı, şimdiki bir öğrencinin bilgi başlıklarını dahi bilmezdi. Müspet (pozitif, maddi) ilimlerde insanlık daima ilerliyor. Daima da ilerleyecek. Ama acaba bu bilgilenme, bilmenin amacını gerçekleştirme yönünde gerekeni sağlıyor mu? İnsanın mutluluğuna umulan katkıyı sunuyor mu? 

Maddi ilimlerin nihai amacı, mutluluğun maddi icaplarını yerine getirmektir. Peki bu amaç bugüne kadar hangi ölçüde gerçekleşti? Hangi denge şartlarında beklenen neydi ve bunun ne kadarı nasıl hayata geçirilebildi? Asıl muhasebe budur. Ferdi hayatınıza da aynı ölçüyü uygulayabilirsiniz. Maddi açıdan düne nazaran daha iyi durumdaysak, acaba daha mutlu olduğumuzu da söyleyebiliyor muyuz? 

Her insan dünyaya kendi iç gözlüğü ile bakar. Gözlüğün camı kirli ise manzaranın değişmesi bir şey ifade etmez. Dünyayı güzel görüp mutlu olmak istiyorsan önce içindeki gözlük camını temizle. Kimi gittiği yeri mutlu eder, kimi de her terk ettiği yeri. Sen ilklerden olmaya gayret et. Unutma! Kendine mutlu olup olmadığını sorduğun anda, artık değilsindir. Mutlu olmak istiyorsan, vermenin hazzını keşfet. 

Çünkü insan aldığı şeylerle belki geçici bir süre var olur ama verdiği şeylerle ebediyyen yaşar. Hayata dair uzun emeller beslediğin ve dünyevi hırslarını dizginleyemediğin zamanlar kabristanları ziyaret et. Çünkü mezarlarda yuvarlanan pek çok kafataslarında gaye ile vasıtayı dengelememize yarayacak, yazılamamış nice kitaplar vardır. Unutma! Beşik ile kefen arası zannedildiğinden çok kısadır. Kainattaki her varlığa hikmetle bakmasını bil ve tefekkür et. 

Cenab-ı Hakk’ın bizlere gündüz güneş getirip zemini, gece ise, karanlığı getirip semayı seyrettirdiğini düşün. Arzularını tatmin ederek değil, sınırlandırarak mutlu olabileceğini unutma. 

Sevgiden çok söz ediliyor. Doğmamış çocuğun maddi istikbali düşünülüyor. Anneler babalar huzurevlerine yahut oralardan farksız köşelere itilip unutuluyorken; yakın akrabalar ve dostlar arasında bile ciddi yardımlaşmalar görülmezken; acaba kendi dar aile sınırlarımız içindeki yatırımlı-kutlamalı-cafcaflı edebiyatlı alakaların gerçek sevgi olduğunu söyleyebilir miyiz? 

Bunun bir çeşit bencillik olduğunu söyleyebilir miyiz? Belki aynı hisar içindeki kedinin, köpeğin bile nefsle birleştiği bir enaniyet tavrına “saygı” adını verebilir miyiz? Bir insan, evdeki çocuğunu çok sevip de evin dışındaki annesini-babasını-kardeşini unutuyor olamaz. Hatta, dostunu, komşusunu unutamaz. Unutuyorsa, o sevgi gerçek sevgi değildir. Gerçek sevgiler ışık gibidir. Bir yerde yoğunlaşsalar da mutlaka derece derece etrafa da yansırlar. 

Başka bir yoğunlaşmayla buluşurlar. Sevgiyi tanıyan ve yaşayan insanların yüreğindeki aydınlık, onların bütün münasebetlerine akseder. Sevgiyi yaşayan insanların, sokakları, mahalleleri, şehirleri, vatanları, dünyaları farklıdır. Bu dünyaya gönül gözüyle bakabilenler, orada ne kadar sevginin var olduğunu anlayabilirler. 

Dolaşın sokakları, caddeleri seyredin sevginin ışıklarını. Var mı yok mu, mum gibi mi nur gibi mi, hemen fark edilir. Her ifrat bir mahiyet sapmasıdır. Her mahiyet sapması ifratlarla ve tefritlerle birlikte yaşanır. Öyle bir fasit dairenin içinde, sevginin asliyeti yoktur. İtirafı zor da olsa, ağır da gelse yoktur. 

Biz kavramlarla yaşıyor, kavramlarla ölüyoruz. Kavramlarla savaşıyor, kavramlarla barışıyoruz. Kavramlarla inanıyor, onlarla inkar ediyoruz. Onların içini kimin doldurduğu önemli. Birinin tasavvurunu kim inşa etmişse, onun “Rabbi” odur. Anlamın anlamsızlığa karşı zaferi, ancak tasavvuru “âlemlerin Rabbi” tarafından inşa edilmiş insanlar eliyle gerçekleşir. 

Allah’ın insana tenezzülünün bir ifadesi olan vahiy, işte bu nedenle ilahi bir inşa projesidir. Muhatabının aklını, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için inmiştir. Vahiy insanı içinden aydınlatır. İçinden aydınlanamayan hiç kimse, dışını aydınlatamaz.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mehmet Ay

Vatandaşlar hayat pahaligindan inim inim inliyor. Hani AKP iktidari ekonomiyi düzeltmişdi. Hani vatandas rahatlayacakti. Bu zamlar vergiler ne oluyor. Bu vatandaş hak ediyor. Selam ve dua ile
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23